
DİJİTAL İŞGAL: İSRAİL’İN YAPAY ZEKÂ DESTEKLİ SAVAŞ STRATEJİSİ
Yazar: Av. Abdulkadir TOK
Giriş
Savaş artık yalnızca tankların, uçakların ve silahlı birliklerin sahada karşı karşıya geldiği bir alan değildir. Günümüzde savaşın önemli bir bölümü ekranlar, veri merkezleri, kameralar, yazılımlar ve algoritmalar üzerinden yürütülmektedir. İnsanların kim olduğu, nerede bulunduğu, kiminle iletişim kurduğu, nasıl hareket ettiği ve ne kadar risk taşıdığı gibi bilgiler dijital sistemler aracılığıyla toplanmakta, analiz edilmekte ve askerî kararların parçası hâline getirilmektedir. Bu nedenle çağımızda savaşın dijitalleşmesinden söz etmek, sadece yeni teknolojilerin kullanılmasını anlatmak değildir. Aynı zamanda devlet gücünün daha görünmez, daha sürekli ve daha kapsamlı biçimde uygulanmasını anlatmaktır. İşgal de bu yeni düzende yalnızca askerî varlıkla değil, veri toplama, gözetim ve algoritmik denetim yoluyla kurulmaktadır.
İsrail örneği, bu dönüşümün en dikkat çekici ve en tartışmalı örneklerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Özellikle Filistin topraklarında kullanılan gözetim sistemleri, yüz tanıma teknolojileri, büyük veri analizleri ve yapay zekâ destekli hedef belirleme araçları, savaşın ve denetimin dijital araçlarla nasıl iç içe geçtiğini açık biçimde göstermektedir. Burada ortaya çıkan mesele yalnızca teknolojik gelişme değildir. Asıl mesele, bu teknolojilerin bir halkın gündelik yaşamını sürekli izlenen, sınıflandırılan ve kontrol edilen bir alana dönüştürmesidir. Bu yazı, İsrail’in yapay zekâ destekli savaş stratejisini dijital işgal kavramı çerçevesinde ele almakta ve söz konusu dönüşümün hukuk, insan hakları ve adalet bakımından ne anlama geldiğini incelemeyi amaçlamaktadır.
Dijital İşgal Kavramı
Klasik işgal anlayışında denetim daha çok askerî güç, fiziki baskı ve doğrudan müdahale üzerinden kurulur. Dijital işgalde ise bu denetim görünmez ama çok daha yaygın araçlarla sürdürülür. Kameralar, biyometrik kayıt sistemleri, veri tabanları ve algoritmalar sayesinde insanların sadece nerede bulunduğu değil, nasıl hareket ettiği, kimlerle temas kurduğu ve günlük yaşamını nasıl sürdürdüğü de izlenebilir hâle gelir. Böylece işgal, sadece toprağın veya sınırın kontrolü olmaktan çıkar ve insanların gündelik yaşamını kuşatan sürekli bir dijital gözetim düzenine dönüşür. Filistin örneğinde bu durum, fiziki kontrol mekanizmalarının teknolojik sistemlerle birleştiği, kişilerin hareketlerinin ve kimlik bilgilerinin sürekli takip edildiği yeni bir yönetim biçimi olarak ortaya çıkmaktadır.[1].[2]
Bu yeni düzende Filistinliler yalnızca denetlenen bireyler değil, aynı zamanda sürekli veri üreten ve sınıflandırılan kişiler hâline getirilmektedir. Yüz tanıma teknolojileri, telefon ve konum verileri, davranış kalıpları ve çeşitli dijital kayıtlar bir araya getirilerek insanlar hakkında profiller oluşturulmakta, bu profiller güvenlik değerlendirmesi adı altında kullanılmaktadır. Bunun sonucu olarak gündelik hayat, sıradan bir yaşam alanı olmaktan çıkıp sürekli izlenen, kaydedilen ve değerlendirilen bir veri alanına dönüşmektedir. Hedef belirleme sistemleri de bu çerçevenin en ağır boyutunu oluşturmaktadır. Çünkü bu sistemler, insanların yalnızca bugünkü hareketlerini değil, gelecekte nasıl davranabileceklerine ilişkin tahminleri de karar süreçlerine dâhil ederek dijital gözetimi doğrudan baskı aracına çevirmektedir.[3].[4]
İsrail’in Yapay Zekâ Destekli Savaş Stratejisi
İsrail’in yapay zekâ destekli savaş stratejisi, hedef tespitini ve hedefler arasında öncelik sıralamasını hızlandıran bir askerî model olarak sunulsa da, pratikte bunun bedelini en çok siviller ödemektedir. Hedef belirleme süreçlerinde telefon kayıtları, dijital iletişim verileri, konum bilgileri, görüntüler ve istihbarat dosyaları birlikte işlenmekte, böylece insanlar yalnızca ne yaptıkları üzerinden değil, kimlerle bağlantılı görüldükleri üzerinden de potansiyel hedef haline getirilmektedir. Bu yöntem, savaş kararlarını insanî değerlendirmeden uzaklaştırmakta ve öldürme sürecini teknik bir işlem gibi göstermektedir. Oysa bu sistemler, özellikle Gazze’de, masum insanların hayatını doğrudan tehlikeye atan bir saldırı düzeni üretmektedir. Bir yapının, bir mahallenin ya da bir kişinin algoritmik eşleşmeler üzerinden hedefe dönüştürülmesi, sivil can kayıplarını görünmez hale getirmekte ve İsrail’in saldırılarında ortaya çıkan ağır yıkımı sıradanlaştırmaktadır.[5].[6]
Bu stratejinin ikinci boyutu, abluka altındaki Gazze’de yaşayan insanların gündelik hayatından toplanan çok geniş verilerin askerî amaçlarla işlenmesidir. Burada mesele yalnızca teknik takip değildir. Mesele, bir halkın yaşam alanının baştan sona askerî hesaplamanın parçası haline getirilmesidir. Telefon hareketleri, sosyal ilişkiler, dijital mesajlaşmalar, yüz tanıma verileri, uydu görüntüleri ve günlük dolaşım bilgileri bir araya getirilerek tehdit analizi üretildiğinde, sivil hayat ile askerî hedef arasındaki çizgi bilinçli biçimde bulanıklaştırılmaktadır. Böylece abluka altındaki bir toplum, hem fiziksel olarak kuşatılmakta hem de veri üzerinden sürekli çözümlenen bir hedef alanına dönüştürülmektedir. Bu yapı, sivilleri koruyan bir güvenlik anlayışı değil, sivillerin yaşamını askerî denetimin hammaddesine çeviren bir tahakküm düzeni kurmaktadır.[7]
İsrail’in yapay zekâ destekli savaş stratejisinin en tehlikeli yönlerinden biri de, bu sistemlerin güvenlik söylemi altında kurumsallaştırılmasıdır. Devlet, ordu, istihbarat yapıları ve teknoloji şirketleri arasındaki işbirliği, yapay zekâyı geçici bir savaş aracı olmaktan çıkarıp kalıcı bir baskı mekanizmasına dönüştürmektedir. Güvenlik, savunma ve terörle mücadele gibi kavramlar öne sürülürken, gerçekte ortaya çıkan sonuç çoğu zaman sivil ölümleri, kitlesel yıkım ve toplumsal korkunun derinleşmesi olmaktadır. Algoritmik karar destek sistemleri, kimin riskli görüleceğini ve hangi hedefin önce vurulacağını belirleyen görünmez bir iktidar işlevi görmektedir. Bu yüzden mesele yalnızca yeni teknoloji kullanımı değildir. Mesele, İsrail’in teknolojik üstünlüğü kullanarak siviller üzerinde yıkıcı sonuçlar doğuran bir savaş düzenini meşrulaştırmasıdır. Yapay zekâ burada tarafsız bir araç değil, orantısız güç kullanımını kolaylaştıran ve sivil zararı büyüten bir savaş çarpanıdır.[8]
Hukukî ve İnsan Hakları Boyutu
İsrail’in yapay zekâ destekli saldırıları, hukukî açıdan yalnızca tartışmalı değil, doğrudan sivillerin yaşam hakkını tehdit eden bir yıkım pratiğine dönüşmektedir. Savaş hukukunda ayrım gözetme ilkesi, siviller ile askerî hedeflerin açık biçimde ayrılmasını zorunlu kılar. Orantılılık ilkesi ise bir askerî hedef bulunsa bile sivillere verilecek zararın sınırsız olamayacağını söyler. Ancak Gazze’de ortaya çıkan tablo, bu ilkelerin fiilen aşındırıldığını göstermektedir. Yapay zekâ destekli hedefleme sistemleri, kişileri, evleri ve mahalleleri veri eşleşmeleri üzerinden saldırı zincirine dâhil ederken, bunun sonucu kadınların, çocukların ve korunmasız sivillerin topluca ölüm riskiyle karşı karşıya bırakılması olmaktadır. Bu nedenle mesele yalnızca yeni savaş teknolojileri değildir. Mesele, İsrail’in güvenlik söylemi altında sivil hayatı değersizleştiren ve kitlesel yıkımı kolaylaştıran bir saldırı düzeni kurmuş olmasıdır.[9]
Bu düzenin en ağır sonucu, insanların yalnızca haklarının değil, doğrudan yaşamlarının da ortadan kaldırılmasıdır. Abluka altındaki Gazze’de yapay zekâ destekli askerî karar mekanizmaları, yaşam alanlarını hedef alan, sivil nüfusu topluca kırılgan hâle getiren ve ölüm üretimini hızlandıran bir işleve sahiptir. Buradaki sorun yalnızca hatalı hedef seçimi değildir. Asıl sorun, çok sayıda sivilin öleceğinin öngörülebilir olmasına rağmen saldırıların sürdürülmesi ve bunun teknik sistemlerin arkasına saklanarak uygulanmasıdır. Hesap verebilirlik sorunu da tam bu noktada büyümektedir. Siviller öldüğünde sorumluluk komutana, istihbarata, siyasi iradeye ya da algoritmaya dağıtılmakta; böylece cezasızlık alanı oluşmaktadır. Oysa yapay zekâ hiçbir devlete hukuk dışı şiddet kullanma yetkisi vermez. Teknoloji sivillerin toplu ölümüne zemin hazırlıyor, yıkımı hızlandırıyor ve bunu güvenlik söylemiyle meşrulaştırıyorsa, ortada yalnızca etik bir sorun değil, aynı zamanda ağır bir hukuk ve insanlık sorunu vardır.
Sonuç
İsrail’in Gazze’de yürüttüğü yapay zekâ destekli savaş pratiği, işgalin yalnızca askerî kuvvetle sürdürülen klasik biçiminden ibaret olmadığını açıkça göstermektedir. Bugün işgal, sınır kapıları, duvarlar ve silahlı denetimle olduğu kadar veri, algoritma ve dijital hedefleme sistemleriyle de yürütülmektedir. Bu nedenle dijital işgal, işgalin yeni ve daha görünmez biçimi haline gelmiştir. İnsanların nerede bulunduğu, kimlerle görüştüğü, nasıl hareket ettiği ve hangi risk kategorisine sokulduğu artık yalnızca istihbarat raporlarının değil, yapay zekâ destekli karar mekanizmalarının da konusu yapılmaktadır. Böylece bir halk, sadece fiziki olarak kuşatılmamakta, aynı zamanda dijital olarak izlenmekte, sınıflandırılmakta ve saldırı döngüsünün içine yerleştirilmektedir. Gazze’de ortaya çıkan tablo, teknolojinin güvenliği sağlamaktan çok, işgali derinleştiren yeni bir tahakküm düzeni kurduğunu göstermektedir.
Bu çerçevede yapay zekâ, tarafsız ya da masum bir teknik araç olarak görülemez. İsrail’in bu teknolojileri güvenlik söylemi altında kullanma biçimi, sivillerin korunmasını değil, sivil alanın askerîleştirilmesini kolaylaştırmaktadır. Hedef tespitinden saldırı önceliğine kadar uzanan dijital süreçler, yıkımı hızlandırmakta ve sivil ölümleri görünmezleştirmektedir. Bu yüzden yapay zekâ, Gazze’de salt bir askerî yenilik değil, baskıyı büyüten ve kitlesel şiddeti daha sistemli hale getiren bir mekanizma olarak işlemektedir. Kadınların, çocukların ve savunmasız sivillerin yaşam hakkını hiçe sayan bu düzen, güvenlik adı altında meşrulaştırılsa da özünde ağır bir hukuk ve insanlık krizidir. Gazze örneği, yapay zekânın işgalci güç tarafından soykırım aracına dönüştürülebileceğini acı biçimde ortaya koymaktadır.
Hukuk ise bu yeni tahakküm biçimi karşısında sessiz kalamaz. Ayrım gözetme ilkesi, orantılılık ilkesi, sivil nüfusun korunması ve hesap verebilirlik gibi temel kurallar, dijital savaş teknolojileri devreye girdiğinde askıya alınamaz. Tam tersine, bu teknolojiler kullanıldıkça hukukî denetimin daha da sıkılaşması gerekir. Eğer algoritmalar ölüm listeleri üretir, veri işleme sistemleri yaşam alanlarını hedefe çevirir ve siyasi iktidar bunu güvenlik diliyle örterse, burada yalnızca teknik bir gelişmeden değil, hukukun doğrudan meydan okunan bir yıkım rejiminden söz edilir. Bu nedenle dijital işgalin hukukî olarak tanınması, yapay zekâ destekli askerî uygulamaların uluslararası düzeyde sınırlandırılması ve Gazze’de sivillerin hayatını yok eden bu düzenin açık biçimde mahkûm edilmesi artık ertelenemez bir zorunluluktur.
Yazar: Av. Abdulkadir TOK
[1] Amnesty International, Automated Apartheid: How Facial Recognition Fragments, Segregates and Controls Palestinians in the OPT, 2023, https://www.amnesty.org/en/documents/mde15/6701/2023/en/
[2] Helga Tawil-Souri, “Digital Occupation: Gaza’s High-Tech Enclosure”, Journal of Palestine Studies, Cilt 41, Sayı 2, 2012, (https://www.palestine-studies.org/en/node/42539)
[3] Sophia Goodfriend, “Algorithmic State Violence: Automated Surveillance and Palestinian Dispossession in Hebron’s Old City,” International Journal of Middle East Studies (2023): 1–18, (https://doi.org/10.1017/S0020743823000879).
[4] Simon Dawes, “The Digital Occupation of Gaza: An Interview with Helga Tawil-Souri,” Networking Knowledge, c. 8, (Özel Sayı: “Mediatizing Gaza”), 2015,
[5] Marwa Fatafta, AI for War: Big Tech Empowering Israel’s Crimes and Occupation, Al-Shabaka, (https://al-shabaka.org/briefs/ai-for-war-big-tech-empowering-israels-crimes-and-occupation/).
[6] Yusuf Dinçel, “Dijital Cephe: İsrail ve İran Arasındaki Yapay Zekâ Destekli Siber Savaş”, Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2026, (https://doi.org/10.35379/cusosbil.1670774).
[7] Emine Çelik, İsrail’in Dahiya Doktrinini Yapay Zeka Destekli Sistemlerle Evrimleştirmesi, Global Panorama, (https://www.globalpanorama.org/2025/09/israilin-dahiya-doktrinini-yapay-zeka-destekli-sistemlerle-evrimlestirmesi-emine-celik/).
[8] Ali Murat Kırık, Siber Savaşların Gölgesinde İsrail’in Teknolojik Gücü ve Etik Sorunlar, Avrasya Dosyası, 15/2, 2025, (https://dergipark.org.tr/tr/pub/avrasyadosyasi/article/1605604).
[9] Osman Gazi Güçlütürk, Gazze’de Yapay Zeka ile Hedefleme: İsrail’in Uygulamalarının Hukuki Boyutu, Perspektif, (https://perspektif.eu/2025/04/24/gazzede-yapay-zeka-ile-hedefleme-israilin-uygulamaların-hukuki-boyutu/)
