KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI ve ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİ BAĞLANTISI

Yazar: Av. Beste GÖDEN

GİRİŞ

Dijitalleşme süreciyle birlikte kişisel veriler, çağdaş toplumlarda ekonomik, siyasal ve idari işleyişin merkezinde yer alan stratejik bir değer hâline gelmiştir. Bireylerin gündelik yaşamlarında ürettikleri veya kendileri hakkında üretilen veriler, yalnızca özel aktörler tarafından değil, aynı zamanda kamu otoriteleri tarafından da sistematik biçimde toplanmakta, analiz edilmekte ve çeşitli amaçlarla kullanılmaktadır. Bu gelişme, kişisel verilerin korunmasını modern hukuk düzenlerinin temel sorun alanlarından biri hâline getirmiştir.

Kişisel verilerin korunması sorunu, tarihsel olarak özel hayatın gizliliği hakkı çerçevesinde ele alınmış; bireyin özel alanının devletin ve üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı korunması hedeflenmiştir. Bu bağlamda kişisel verilerin korunması ile özel hayatın gizliliği hakkı arasındaki ilişkinin hukuki niteliği, doktrinde ve yargısal içtihatlarda yoğun biçimde tartışılmaktadır. Bir görüşe göre kişisel veri koruması, özel hayatın gizliliği hakkının doğal bir uzantısı olup onun bir görünümünü oluşturmaktadır. Buna karşılık diğer bir görüş, kişisel verilerin korunmasının, bireyin bilgisel özerkliğini güvence altına alan, özel hayata saygı hakkını aşan ve ondan bağımsız olarak ele alınması gereken bir temel hak olduğunu savunmaktadır.

Bu çalışmada, kişisel verilerin korunması ile özel hayatın gizliliği hakkı arasındaki ilişki, öncelikle kavramsal ve teorik çerçevede ele alınmakta; ardından bu ilişkinin uluslararası ve ulusal hukuktaki yansımaları incelenmektedir. Bu kapsamda Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği’nde (AB) kişisel veri korumasının ile Türk hukukundaki anayasal ve yasal düzenlemeler karşılaştırmalı olarak değerlendirilmektedir.

ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİ VE KİŞİSEL VERİNİN KAVRAMSAL TEMELLERİ

Özel Hayatın Gizliliği Hakkı

Demokratik hukuk devletlerinde özel hayatın gizliliği hakkı anayasal düzeyde güvence altına alınmaktadır. Bu hakkın temel amacı, bireyin kişiliğini serbestçe geliştirebilmesine imkân sağlamak ve kişinin kendisi ile yakın çevresi bakımından, devletin ya da üçüncü kişilerin keyfî müdahalelerinden arındırılmış özerk bir alan tanımaktır.[1] Özel hayatın gizliliği, bireyin insan onuruna yaraşır bir yaşam sürmesinin ve özgürlüklerinin korunmasının vazgeçilmez unsurlarından biridir.[2]

İnsan, toplumsal bir varlık olarak yaşamını sürdürürken çok sayıda sosyal ilişki içine girmekte; bir yandan toplum içinde yer alma ihtiyacı duyarken, diğer yandan kendisine ait, dış müdahalelerden uzak bir alanı muhafaza etme arzusunu taşımaktadır.[3] Bu ikili yapı, özel hayatın sınırlarının kesin çizgilerle belirlenmesini güçleştirmektedir. Nitekim öğretide özel hayatın kapsamına ilişkin farklı tanımlar yapılmakla birlikte, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadında da vurgulandığı üzere “özel hayat” kavramı, dar ve kesin bir tanıma elverişli olmayan, dinamik ve geniş kapsamlı bir terimdir. Bu nedenle AİHM, kavramın tanımlanarak sınırlandırılmasını gerekli görmemekte; her somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmektedir.[4]

Öğretide ve yargı içtihatlarında, kişinin başkalarının bilgisine açıklık derecesi esas alınarak özel hayatın gizliliği hakkı genellikle ortak alan, özel alan ve giz alan olmak üzere üçlü bir ayrım çerçevesinde incelenmektedir. Bu ayrım, özel hayata yapılan müdahalelerin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde önemli bir ölçüt işlevi görmektedir.[5] Ortak alan, kişinin önceden belirli ve sınırlı olmayan sayıda kişiyle paylaştığı, kamusal nitelik taşıyan alanları ifade eder.[6] Kişinin bu alanlarda bulunması, başkalarının kendisini görmesine veya hakkında bilgi edinmesine zımnen rıza gösterdiği anlamına geldiği şeklinde anlaşılmamalı ve kişilik haklarının tamamen koruma dışında kaldığı şeklinde yorumlanmamalıdır.[7] Zira kamusal alanda dahi, kişinin özel hayatı kapsamında değerlendirilmesi gereken faaliyetler mevcuttur. Örneğin kişinin izinsiz olarak takip edilmesi, görüntülenmesi ya da küçük düşürme amacıyla ortak hayata ilişkin bilgilerin üçüncü kişilere ifşa edilmesi, özel hayatın gizliliği hakkının ihlalini oluşturabilecektir.[8] Aynı şekilde, kişi fiziksel olarak kamusal bir alanda bulunsa dahi gerçekleştirdiği telefon görüşmeleri, niteliği gereği özel hayata dâhil olup kişisel verilerin ve mahrem bilgilerin korunması kapsamındadır. Bu nedenle kamusal alanda bulunmak, özel hayatın tümüyle koruma dışı bırakılması sonucunu doğurmayacaktır. Buna karşılık kişinin özel alanı ise yalnızca ailesi, yakın çevresi veya sınırlı sayıda kişiyle paylaştığı yaşam alanını ifade etmektedir. Giz alanı dışında kalan ailevi, sosyal ve mesleki faaliyetler bu kapsamda değerlendirilmektedir. Bu alana yapılan müdahaleler, kural olarak özel hayatın gizliliğini ihlal etmekte ve daha güçlü bir hukuki korumayı gerektirmektedir.[9] Son olarak giz alanı ise özel hayatın en dar ve en yoğun koruma gerektiren bölümünü oluşturmaktadır.[10] Kişinin yalnızca çok az sayıda güvendiği kişiyle paylaştığı ya da hiç kimseyle paylaşmak istemediği alan bu kapsamda yer almaktadır. Bir olayın giz alanına dâhil olup olmadığının tespitinde hem objektif hem de sübjektif koşulların birlikte gerçekleşmesi aranmaktadır. Objektif koşula göre, söz konusu olay veya bilginin herkes tarafından bilinir ve izlenebilir nitelikte olmaması gerekmektedir. Bireyin düşünceleri, inançları ve planları gibi iç dünyasına ilişkin olabileceği gibi yazışmalar veya aile içi olaylar gibi dış yaşama ilişkin unsurları da kapsam alanında dahil sayılabilecektir. Sübjektif koşul ise kişinin bu bilgiyi gizli tutma iradesinin açık ya da zımni biçimde mevcut olmasını ifade etmektedir. Bu irade, bilginin gizli olduğunun açıkça belirtilmesiyle ortaya konulabileceği gibi, düşük sesle konuşma veya sınırlı kişilerle paylaşma gibi davranışlarla da zımnen anlaşılabilecektir.[11]

Özel hayatın gizliliği ve korunması hakkı, özel hukuk bakımından kişilik hakkının bir görünümü; kamu hukuku bakımından ise temel bir insan hakkı niteliği taşımaktadır.[12] Demokratik devletler, bu hakkı anayasalarında düzenleyerek ve taraf oldukları uluslararası sözleşmeler aracılığıyla güvence altına almaktadır. Devletin konut dokunulmazlığını ihlal etmesi, hukuka aykırı arama yapması, izleme faaliyetlerinde bulunması veya haberleşmeyi denetlemesi gibi durumlarda, birey ile devlet arasındaki dikey ilişki söz konusu olurken; özel veya tüzel kişilerin hukuka aykırı haber yapması, dijital yazışmaların üçüncü kişilerle paylaşılması gibi müdahaleler ise yatay ilişkiler kapsamında değerlendirilmektedir.[13]

Özel hayatın gizliliği hakkı, kamu hukuku ve özel hukuk alanlarında farklı fakat tamamlayıcı koruma mekanizmalarına sahiptir. Kamu hukuku bakımından anayasal güvence altında bulunan bu hak, Anayasa m. 20’de “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.” şeklinde düzenlenmiştir.[14] Ayrıca Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) m. 8, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin m. 12 ve Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi m. 17 ile uluslararası düzeyde de koruma altına alınmıştır.[15] Özel hukuk açısından ise özel hayatın gizliliği, herkese karşı ileri sürülebilen, devredilmesi ve vazgeçilmesi mümkün olmayan mutlak bir kişilik hakkı olarak kabul edilmektedir.[16]

Kişisel Verilerin Korunması

Bilgi ekonomisinin temel üretim ve değer unsuru hâline gelmesiyle birlikte, “soyut bilgi” çağdaş toplumların en stratejik varlıklarından biri olarak öne çıkmıştır. Bu çerçevede kişisel veriler, bilgi varlıklarının en önemli ve en hassas bölümünü oluşturmaktadır.[17] Özellikle elektronik haberleşme teknolojilerinin gelişmesi, bireylere ilişkin verilerin toplanma, saklanma, işlenme ve aktarılma imkânlarını hem nicelik hem de nitelik bakımından önemli ölçüde artırmıştır. Bu durum, kişisel verilerin kontrolsüz ve ölçüsüz biçimde kullanılmasına yönelik riskleri beraberinde getirmiş; bireyin temel hak ve özgürlüklerini korumaya yönelik özel hukuki düzenlemelere duyulan ihtiyacı ortaya çıkarmıştır.[18] Bu düzenlemelerin temel amacı, verilerin işlenmesi sürecinde ve bu işlemenin doğurduğu sonuçlarda hak ve nefaset ilkelerine uygunluğun sağlanmasıdır.[19]

Tarihsel açıdan kişisel verilerin korunması hakkı, özel hayatın gizliliği hakkına kıyasla görece yeni bir hukuki alan olarak kabul edilmektedir. Veri koruma mevzuatının ortaya çıkışı, 1970’li yıllarda büyük ölçekli veri bankalarının kurulmasıyla birlikte bireylerin sürekli izlenmesi ve fişlenmesine yönelik artan endişelere bir tepki niteliği taşımaktadır. Bu bağlamda ilk modern veri koruma düzenlemesi, 1970 yılında Almanya’nın Hessen Eyaleti’nde kabul edilmiş; 1973 yılında İsveç’in veri koruma mevzuatıyla devam etmiş ve kısa sürede diğer Avrupa ülkeleri tarafından da benimsenmiştir.[20] Ülkemizde ise 07.03.2010 tarihindeki değişiklikle “Özel Hayatın Gizliliği” başlığı altında Anayasa m. 20/3’te düzenlenmiştir.

Kişisel veri, bir kişinin ayırt edici özelliklerini ve niteliklerini ortaya koymaya yarayan, kişiyi doğrudan veya dolaylı olarak belirli ya da belirlenebilir kılan her türlü bilgiyi ifade etmektedir.[21] Bu tanım hem ulusal hem de uluslararası veri koruma mevzuatında benimsenmiş genel yaklaşımla uyumludur. Tanımda yer alan “bilgi” kavramı, verinin işlenmiş hâlini ifade etmektedir. Diğer bir ifadeyle veri, bilginin hammaddesi olup tek başına çoğu zaman anlam taşımamakta; başka verilerle bir araya getirilerek veya belirli bir bağlama oturtularak bilgiye dönüşmektedir.[22]

Kişisel veri, kişinin öznel değerlendirmelerini içerebileceği gibi nesnel nitelikteki bilgilerini de kapsayabilecektir.[23] Tanımın ayırt edici unsurlarından biri, verinin “belirli veya belirlenebilir bir kişiye” ilişkin olmasıdır. Hukuk düzeninde kişi kavramı, gerçek ve tüzel kişi ayrımı çerçevesinde ele alınmaktadır. Kural olarak kişisel verilerin korunması hakkı gerçek kişilere tanınmakta olup, tüzel kişilerin bu korumadan yararlanıp yararlanamayacağı öğretide tartışmalıdır.[24] Ancak 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nda özellikle “gerçek kişi” ibaresine yer verilmiş olması, Türk hukukunda kişisel veri korumasının yalnızca gerçek kişilerle sınırlı tutulduğunu göstermektedir.

Belirli kişi, sahip olduğu bilgiler sayesinde başkalarından ayırt edilebilen kişiyi ifade ederken; belirlenebilir kişi, mevcut veriler kullanılarak makul yöntemlerle kimliği tespit edilebilen kişiyi ifade etmektedir. Kişisel verinin varlığından söz edilebilmesi için bilginin bu iki nitelikten en az birini taşıması yeterlidir.[25] Kimliğin doğrudan belirlenmesi, isim, adres veya kimlik numarası gibi veriler aracılığıyla herhangi bir ek işleme gerek kalmaksızın mümkün olmaktadır. Buna karşılık doğum tarihi, doğum yeri veya meslek gibi bilgiler, tek başına kişiyi belirli kılmasa da başka verilerle birleştirildiğinde kimliğin tespitine olanak sağladığından dolaylı belirleme kapsamında kişisel veri olarak değerlendirilmektedir.[26] Bu kapsamda bireye ilişkin sırlar, yazışmalar, yaşam tarzı, fiziksel ve psikolojik durum, sağlık bilgileri ve cinsel hayata ilişkin unsurlar gibi yazılı, sözlü veya görsel her türlü bilgi, hem kişisel veri niteliği taşımakta hem de özel hayat alanına dâhil olmaktadır.[27] Dolayısıyla kişisel verilerin korunması, bireyin özel hayatına ilişkin bilgilerin işlenmesi ve kullanılması üzerinde denetim ve kontrol sağlanmasını amaçladığından, özel hayatın gizliliği hakkıyla yakın ve yapısal bir ilişki içerisinde bulunmaktadır.

KİŞİSEL VERİ KORUMASI VE ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİ HAKKI İLİŞKİSİ TARTIŞMASI

“Kişisel Verilerin Korunması Özel Hayatın Bir Parçasıdır” Görüşü

Kişinin belirlenebilmesini sağlayan her türlü bilgiyi kapsayan kişisel verilerin, özel hayat alanının doğal bir unsuru olduğu ileri sürülmektedir. Bu yaklaşıma göre kişisel verilerin korunmasına ilişkin hukuki düzenlemeler, bireylerin kişisel bilgilerinin gözetim ve denetim altına alınmasına karşı geliştirilen ve esas itibarıyla özel hayatın gizliliğini korumayı amaçlayan düzenlemelerdir. Nitekim veri koruma hukukunun tarihsel gelişimi de büyük ölçekli veri bankaları ve kayıt sistemlerinin bireyin özel alanını tehdit etmesine karşı ortaya çıkan bir tepki olarak açıklanmaktadır.[28]

Bu görüş çerçevesinde kişisel veri koruması, özel hayatın gizliliği hakkının kendine özgü özellikler taşıyan bir görünümü ya da alt türü olarak değerlendirilmektedir.[29] Kişisel veriler üzerinde bireyin kontrol sahibi olması, özel hayatın gizliliğinin somutlaşmış bir yansıması olarak kabul edilmekte; veri koruması, bireyin kendisine ilişkin bilgilerin toplanması, kullanılması ve paylaşılması süreçlerini denetleyebilme yetkisini ifade etmektedir. Bununla birlikte, özel hayatın gizliliği hakkının yalnızca kişisel verilerin korunmasıyla sınırlı bir hak olmadığı da vurgulanmaktadır. Özel hayat; yalnız bırakılma hakkı, bireysel özerklik, kişiliğin serbestçe geliştirilmesi ve mahremiyet gibi bir dizi değeri bünyesinde barındıran daha geniş kapsamlı bir temel haktır.[30]

Bu yaklaşım kapsamında, özel hayat alanına dâhil olan kişisel bilgiler üzerinde bireyin kontrol sağlayabilmesi gerektiğinden, kişisel verilerin hukuka aykırı şekilde işlenmesi durumunda aynı zamanda özel hayatın gizliliği hakkının da ihlal edildiği kabul edilmektedir. Bu nedenle kişisel verilerin korunması hakkı, kimi yazarlar tarafından özel hayatın gizliliği hakkının günümüz teknolojik koşullarına uyarlanmış ve işlevsel hâle getirilmiş bir görünümü olarak nitelendirilmektedir.[31]

Bununla birlikte her iki hakkın nihai değil, ara bir değere sahip olduğunu ve bunların insan onuru ve bireyin kişilik hakları gibi daha temel değerlerin ya da daha “asıl” hakların gerçekleştirilmesine hizmet eden birer araç niteliğinde olduğunu düşünenler de bulunmaktadır.[32]

“Kişisel Veri Koruma Hakkı Özel Hayattan Bağımsız Olmalıdır” Görüşü

Bu görüşe göre kişisel verilerin korunmasının yalnızca özel hayata saygı hakkı kapsamında değerlendirilmesi, günümüzün dijitalleşmiş ve veri temelli toplum yapısının ortaya çıkardığı ihtiyaçları karşılamakta yetersiz kalmaktadır. Zira özel hayatın gizliliğine ilişkin klasik ilkeler, kişisel veriler üzerindeki bireysel menfaatleri korumakta sınırlı bir etki yaratmakta; ayrıca kişisel veriler her zaman bireyin özel hayatı ile doğrudan bağlantılı olmayabilmektedir. Bu nedenle kişisel verilerin korunması, özel hayata saygı hakkından farklı olarak, devlete yalnızca müdahaleden kaçınma yükümlülüğü değil; aynı zamanda veri işleme faaliyetlerini düzenleyen, denetleyen ve sınırlandıran aktif yükümlülükler yükleyen bağımsız bir temel hak olarak değerlendirilmesi gerektiği savunulmaktadır.[33] Nitekim çağdaş veri koruma düzenlemeleri, kamu yararı gerekçesiyle ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın kişisel verilerin işlenmesine imkân tanıyarak, salt gizlilik temelli bir yaklaşımın ötesine geçen bir yapı ortaya koymaktadır. Bununla birlikte veri koruma hukukunun tarihsel kökenlerinin mahremiyet hukukuna dayandığı da inkâr edilememektedir. Özellikle Avrupa Konseyi’nin 1973 tarihli kararlarında ortaya konulan temel ilkeler, günümüz veri koruma rejimlerinin kuramsal temelini oluşturmuştur. Ancak bu tarihsel bağ, kişisel veri korumasının özel hayatın gizliliğiyle özdeş olduğu anlamına gelmediği savunulmaktadır.[34]

Bu yaklaşım çerçevesinde veri koruması, yalnızca kişisel bilgilerin gizli tutulması ya da yönetilmesiyle sınırlı olmayıp, esas itibarıyla bireyin bilgisel özerkliğini güvence altına alan bir hak olarak ele alınmaktadır. Alman Federal Anayasa Mahkemesi’nin 1983 tarihli Nüfus Sayımı Kararı’nda (Volkszählungsurteil) geliştirdiği ve öğretide kişinin kendi kaderini tayin hakkı olarak ifade edilen kavram, bireyin kendisine ilişkin kişisel verilerin hangi koşullarda açıklanacağına ve kullanılacağına bizzat karar verebilmesini ifade etmektedir. İnsan onuru ve kişilik hakkına dayanan bu anlayış, otomatik veri işleme süreçlerinde bireyin yalnızca pasif bir bilgi nesnesine indirgenmesini engellemeyi amaçlamakta; bu nedenle kişisel verilerin işlenmesinin açık, belirli ve öngörülebilir kurallara bağlanmasını zorunlu kılmaktadır.[35]

Özel hukuk bakımından kişisel veriler, kişilik hakkı kapsamında korunan kişisel değerler arasında yer aldığı belirtilmektedir. Bu yaklaşım, yalnızca özel hayata ilişkin verilerin değil, kişinin kişiliğiyle bağlantılı olan tüm verilerin korunmasını mümkün kılmakta; böylece gelişen veri işleme teknolojilerinin doğurduğu risklere karşı daha kapsamlı bir hukuki güvence sağlamaktadır. Bu yönüyle kişisel veri koruması, klasik özel hayatın gizliliği hakkı anlayışını aşan ve bireyin toplumsal konumunu da dikkate alan bir koruma alanı sunduğu savunulmaktadır.[36]

Bu bağlamda özel hayatın gizliliği, kişisel veri korumasının yalnızca bir bileşenini oluşturmaktadır.[37] İki hak arasında maddi ayrımların yanı sıra usule ilişkin farklılıkların da bulunduğu ifade edilmektedir. Avrupa hukuk düzeninde özel hayatın gizliliği genellikle bireyin doğrudan yargı mercilerine başvurması yoluyla ileri sürdüğü; hâkimin çatışan menfaatler arasında dengeleme yaparak takdir yetkisini kullandığı bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır. Buna karşılık kişisel veri koruma hukuku, bireylere çeşitli haklar tanımakla birlikte esas olarak bağımsız idari otoritelerin sürekli denetimi ve müdahalesi yoluyla uygulanmaktadır. Bu otoriteler, kişisel veri işleyen aktörlerin faaliyetlerini düzenli biçimde gözetmekte ve hukuka uygunluğun sağlanmasını hedefleyen önleyici bir yaklaşım benimsemektedir. Zamanla bu yapı, veri koruma otoritelerinin bireylerin menfaatlerini bireysel ya da kolektif düzeyde temsil eden bir konuma evrilmesine yol açmıştır.[38]

Sonuç olarak bu görüş, kişisel verilerin korunmasının yalnızca özel hayatın gizliliği hakkına indirgenemeyeceğini savunmaktadır. Kişisel veriler, bireyin kişiliğiyle doğrudan bağlantılı olmaları nedeniyle kişilik hakkı kapsamında korunmayı gerektirmektedir. Nitekim kişinin kamusal alanda kullandığı ifadeler veya paylaştığı görüntüler gizlilik niteliğini yitirmiş olsa dahi, bu verilerin işlenmesi bireyin hak ve özgürlüklerini etkileyebileceğinden, özel hayatın gizliliği temelinde değil; bağımsız bir kişisel veri koruma hakkı çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği düşünülmektedir. Bu yaklaşım, kişisel verilerin korunmasının gizlilik kavramından daha geniş ve işlevsel bir hukuki çerçevede ele alınması gerektiğini vurgulamaktadır.[39]

HUKUKİ DÜZENLEMELER VE YARGISAL YAKLAŞIMLAR

AİHS m. 8 ve AİHM’in Yaklaşımı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarında kişisel verilerin toplanması, kaydedilmesi, saklanması ve kullanılması gibi veri işleme faaliyetleri, AİHS m. 8 kapsamında güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının bir parçası olarak değerlendirilmektedir.[40] İlgili maddede “Herkes, özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.” düzenlemesi yer almaktadır. Kişisel verilerin korunması hakkı doğrudan madde metninde yer almasa da AİHM içtihatlarında 1985 yılında yürürlüğe giren ve 2018 yılında güncellenen Avrupa Konseyinin Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tâbi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması Sözleşmesi’ne atıf yapılarak kişisel veri tanımlanmaktadır.[41]

Mahkeme’nin içtihatlarına göre; dinamik IP adresiyle ilişkili bilgilerin toplanması, sesin gizlice kaydedilmesi, GPS’le elde edilen verilerin sistematik olarak toplanması ve saklanması gibi durumlarda ciddiyet derecesi değişmekle birlikte ilgili kişinin özel hayatına evine veya yazışmalarına saygı gösterilmesi hakkına müdahale olarak değerlendirildiği görülmektedir.[42] Bu tür müdahalelerin varlığı halinde AİHS m. 8/2’de yer alan müdahalenin yasaya uygunluğu, meşruluğu ve demokratik bir toplumda gerekliliği koşullar çerçevesinde incelenmektedir.

Sonuç olarak AİHM, kişisel verilerin korunmasını, özel hayata saygı hakkı kapsamında dengelemeye açık bir alan olarak ele almakta; kamu yararı ile bireyin özel hayatın gizliliği korunması hakkı arasında adil bir denge kurulup kurulmadığını somut olayın koşulları çerçevesinde değerlendirmektedir. Bu bağlamda Mahkeme, veri işlemenin kapsamı, süresi, ilgili kişinin konumu, verilerin duyarlılığı ve yetkili makamlar tarafından sağlanan güvenceler gibi ölçütleri dikkate alarak müdahalenin orantılı olup olmadığını incelemektedir. Özellikle teknolojik gelişmelerin devletlerin gözetim kapasitesini artırdığı durumlarda, keyfî müdahalelere karşı etkili hukuki güvencelerin bulunup bulunmadığı AİHM’in denetiminde belirleyici rol oynamaktadır. Bu yaklaşım, Mahkeme’nin kişisel verilerin korunmasını bağımsız bir hak olarak değil, ancak özel hayatın gizliliğinin güncel ve teknolojik boyutunu oluşturan bir unsur olarak konumlandırdığını ortaya koymaktadır.

AB Mevzuatı ve ABAD’ın Yaklaşımı

Avrupa Birliği hukukunda kişisel verilerin korunması, 2009 yılında yasal olarak bağlayıcı hale gelen AB Temel Haklar Şartı’nda açıkça ve bağımsız bir hak olarak düzenlemiştir.[43] Ayrıca, AB’nin İşleyişine İlişkin Antlaşma (TFEU) m. 16/2’de kişisel verilerin işlenmesine ilişkin kuralların belirlenmesini AB’ye açık bir görev olarak yüklemiştir.[44] Bu maddeye dayanarak, 1995 tarihli AB Veri Koruma Direktifi’nin (95/46/EC) ilga edilerek 2016 yılında Genel Veri Koruma Tüzüğü (GDPR) kabul edilmiş ve kişisel verilerin korunması hakkı koruma altına alınmıştır. Böylelikle dijital çağın gerekliliklerine uygun biçimde güncellemiş ve daha kapsamlı bir veri koruma rejimi tesis edilmiştir.[45] 95/46/EC m. 1’de üye devletlerin kişisel verilerin işlenmesiyle ilgili olarak özel hayatın gizliliği hakkını koruma yükümlülüğü altında olduğu belirtilmiştir. GDPR m. 1’de ise özel hayatın gizliliği hakkına değinilmeden doğrudan kişisel verilerin korunması amaçlandığı vurgulanmıştır.

Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) içtihatlarında kişisel verilerin korunmasını giderek artan biçimde temel hak statüsünde kabul ettiği, ancak uzun süre boyunca bu hakkı özel hayatın gizliliği kavramından kavramsal olarak ayırmakta tereddüt ettiği görülmektedir. Österreichischer Rundfunk kararında veri korumanın, temel haklar bağlamında özellikle özel hayatın gizliliği hakkı ışığında yorumlanması gerektiğini belirtmiş ve veri korumasını temel bir hak olarak tanımaması nedeniyle, olası tüm müdahaleler özel hayatın gizliliği hakkı temelinde değerlendirilmiştir.[46] Daha sonra ele aldığı Promusicae davasında ise ilk kez kişisel verilerin korunmasını açıkça temel hak olarak tanımıştır.[47] Bu kararda Mahkeme, AB Temel Haklar Şartı m. 8’e atıf yaparak kişisel verilerin korunmasını özerk bir temel hak olarak nitelendirmiştir.[48] Ancak buna rağmen Mahkeme, veri korumayı esasen özel hayatın gizliliğinin bir görünümü olarak ele almış; temel haklar arasındaki dengeyi özel hayata saygı ile mülkiyet ve etkili çözüm yolları hakları arasında kurmuştur. Dolayısıyla veri korumanın temel hak statüsünü kabul etmekle birlikte, kavramsal olarak gizlilikten ayrıştırılmadığı bir yaklaşımı yansıtmaktadır.[49] Bavarian Lager davasında ise Mahkeme, her kişisel verinin otomatik olarak özel hayatın gizliliği kapsamına girmediği; bu nedenle kişisel veri koruması ile özel hayatın gizliliği arasında birebir bir örtüşme bulunmadığı vurgulanmıştır.[50] Mahkeme’ye göre bazı kişisel veriler, bireyin özel alanına müdahale teşkil etmeksizin işlenebilir olmakla birlikte, yine de kişisel veri olma niteliğini korumakta ve veri koruma hukukunun denetimine tabi olmaktadır. Bu yaklaşım, AB hukukunda kişisel verilerin korunmasının, gizlilik ihlaline indirgenemeyecek ölçüde geniş bir normatif çerçeveye sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Son olarak Schecke kararında ise ilk kez AB Temel Haklar Şartı çerçevesinde veri korumanın niteliğini değerlendirme fırsatı bulmuştur. Buna rağmen ABAD, veri korumayı özel hayattan bağımsız bir hak olarak ele almaktan kaçınmıştır. Mahkeme, AB Temel Haklar Şartı m. 8’i uygulamakla birlikte, aynı düzenlemede m. 7’de yer alan özel hayata saygı hakkıyla yakın ve ayrılmaz bir bağlantı içinde olduğunu özellikle vurgulamıştır.[51] Böylelikle ABAD’ı ilgili içtihatları göz önüne alındığında veri korumasını temel bir insan hakkı olarak kabul edilmesine rağmen özel hayatın gizliliği hakkı yoluyla ele aldığı anlaşılmaktadır.[52]

Türk Hukukunda Durum

Türk hukukunda kişisel verilerin korunması, ceza hukuku, anayasa hukuku ve özel hukuk boyutlarını içeren çok katmanlı bir koruma rejimi çerçevesinde ele alınmaktadır. Bu bağlamda kişisel verilerin korunmasına yönelik ilk düzenlemeler 2005 yılında öncelikle Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) yer almıştır.[53] TCK m. 135,136 maddelerinde düzenlenen kişisel verilerin kaydedilmesi ve hukuka aykırı olarak ele geçirilmesi veya yayılması suçlarıyla korunan hukuki değer, kişilerin özel hayatının gizliliği koruması kapsamında kişisel verileri korunması hakkı olarak açıklanmaktadır.[54] Bu sonuca, kanun sistematiği incelendiğinde suçların “Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar” başlığı altında düzenlenmesi yönünden de ulaşılabilecektir. Bu düzenlemelerle kişisel veri korumasının ceza hukuku boyutunun, büyük ölçüde özel hayatın gizliliği kavramı üzerinden şekillendiğini göstermektedir. Kanun koyucu, özel hayatin unsurlarından haberleşme, konuşma ve kişisel verileri etkin bicimde korumak amacıyla ayrı suç tipleri öngörmüş; bunun dışında kalan özel hayata ilişkin unsurları ise genel suç tipi niteliğindeki TCK m. 134 kapsamında, özel hayatın gizliliğinin ihlali suçu olarak değerlendirmiştir.[55] Dolayısıyla TCK m. 134 ile 135,136 arasında özellik-genellik ilişkisi olduğu kabul edilmektedir.

Türk Ceza Kanunu’nda yapılan düzenlemelerden sonra 12.9.2010 tarihinde Anayasa m. 20’ye eklenen fıkra ile anayasal korumaya kavuşmuştur.[56] Anayasa m. 20’de ayrıca kişisel verilerin korunmasının dahil edilmesi ayrı bir hak olarak algılanıp kabul edildiğine dair bulgu olarak görülebilmektedir.[57] Ancak Anayasa Mahkemesi, kişisel verilere müdahale olduğu durumda konuyu, özel hayata saygı hakkı içinde yer alan kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı kapsamında incelemektedir.[58]

Anayasal güvenceyi somutlaştırarak kişisel verilerin korunmasına ilişkin ilkeleri düzenleyen en önemli mevzuat ise 24.03.2016’da kabul edilen 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’dur (KVKK).[59] Böylelikle Türk hukukunda kişisel verilerin işlenmesine ilişkin usul ve esaslar belirlenmiş; veri sorumlularına hukuka uygunluk, amaçla sınırlılık, ölçülülük ve veri güvenliğini sağlama gibi yükümlülükler getirilmiştir. KVKK, kişisel verilerin korunmasını yalnızca gizlilik ihlalleriyle sınırlı bir alan olarak görmemekte; açık rıza, aydınlatma yükümlülüğü, veri öznesinin erişim, düzeltme ve silme gibi haklarını düzenleyerek daha geniş bir koruma çerçevesi sunmaktadır. İlk maddesinde mevzuatın amacı, kişisel verilerin işlenmesinde insanların temel hak ve özgürlüklerinin korunması olarak belirtilmiştir. Ek olarak özel hayatın gizliliği hakkı vurgulanmıştır. Böylelikle KVKK’da kişisel verilerin kapsamının ve ilişkili olduğu hakların birden çok olduğu, bir yönüyle özel hayatın gizliliği hakkıyla daha fazla bağlantılı olduğu anlayışı benimsenmiştir. Bu yaklaşım, kişisel veri korumasını özel hayatın gizliliği hakkını tamamlayan ancak ondan bağımsız bir düzenleme alanı olarak konumlandırdığı söylenebilecektir.

SONUÇ

Dijitalleşmenin hız kazandığı çağdaş toplumlarda kişisel veriler, bireyin yalnızca özel yaşamına ilişkin bir unsur olmanın ötesine geçerek ekonomik, siyasal ve idari süreçlerin merkezinde yer alan stratejik bir değer hâline gelmiştir. Bu dönüşüm, kişisel verilerin korunması ile özel hayatın gizliliği hakkı arasındaki ilişkinin yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılmıştır. Çalışma boyunca ele alınan kavramsal tartışmalar, yargısal yaklaşımlar ve normatif düzenlemeler, bu ilişkinin tek boyutlu ve indirgemeci bir bakış açısıyla açıklanamayacağını ortaya koymaktadır.

Kişisel verinin korunması mevzuatının korumayı amaçladığı temel değerlerden birinin, özel hayatın gizliliği hakkı olduğu konusunda kuşku bulunmamaktadır.[60] Tarihsel olarak kişisel verilerin korunması, özel hayatın gizliliği hakkı çerçevesinde gelişmiş; bireyin mahrem alanının devletin ve üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı korunması amacıyla ele alınmıştır. Bu yaklaşım, özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarında açık biçimde görülmekte; Mahkeme, kişisel verilerin işlenmesine yönelik müdahaleleri AİHS m. 8 kapsamında, özel hayata saygı hakkı bağlamında değerlendirmektedir. Bu yönüyle kişisel veri koruması, AİHM nezdinde bağımsız bir temel hak olarak değil, özel hayatın gizliliğinin teknolojik ve çağdaş bir görünümü olarak konumlandırılmaktadır.

Buna karşılık Avrupa Birliği hukukunda kişisel verilerin korunması, AB Temel Haklar Şartı m. 8 ile açıkça ve özerk bir temel hak olarak düzenlenmiş; GDPR ile bu hak kapsamlı ve ayrıntılı bir normatif çerçeveye kavuşturulmuştur. ABAD içtihatları ise veri korumanın temel hak statüsünü kabul etmekle birlikte, bu hakkı özel hayata saygı hakkından tamamen ayrıştırmak konusunda temkinli bir yaklaşım sergilemektedir. Mahkeme kararları, kişisel verilerin korunması ile özel hayatın gizliliği arasında yakın ve yapısal bir bağ bulunduğunu kabul etmekte; ancak her kişisel verinin otomatik olarak özel hayatın gizliliği kapsamında değerlendirilemeyeceğini de ortaya koymaktadır. Bu durum, AB hukukunda veri korumasının gizlilik kavramını aşan, daha geniş ve işlevsel bir koruma alanı sunduğunu göstermektedir.

Türk hukukunda ise kişisel verilerin korunmasına ilişkin düzenlemelerin, tarihsel olarak özel hayatın gizliliği merkezli bir anlayıştan beslendiği görülmektedir. Gerek Türk Ceza Kanunu’ndaki suç tipleri gerekse Anayasa m. 20’deki düzenleme, kişisel verilerin korunmasını özel hayata saygı hakkı ile yakın ilişki içinde ele almaktadır. Bununla birlikte 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, kişisel verilerin işlenmesine ilişkin ilke ve yükümlülükleri ayrıntılı biçimde düzenleyerek, veri korumasını yalnızca gizlilik ihlallerine indirgenmeyen, daha geniş bir hak alanı olarak yapılandırmıştır. Bu yönüyle Türk hukukunda kişisel verilerin korunması, özel hayatın gizliliğini tamamlayan ancak ondan tamamen bağımsızlaşmamış, hibrit bir koruma rejimi niteliği taşımaktadır.

Sonuç olarak kişisel verilerin korunması ile özel hayatın gizliliği hakkı arasında kopmaz bir tarihsel ve kavramsal bağ bulunmakla birlikte, dijitalleşmenin ortaya çıkardığı riskler ve veri işleme pratikleri, kişisel veri korumasının klasik gizlilik anlayışını aşan bir içerik kazandığını göstermektedir. Günümüzde kişisel verilerin korunması, bireyin yalnızca mahrem alanını değil; bilgisel özerkliğini, kişilik hakkını ve insan onurunu güvence altına alan, önleyici ve düzenleyici mekanizmalar içeren bir hak alanı olarak önem kazanmaktadır. Bu nedenle kişisel veri korumasının, özel hayatın gizliliği hakkıyla olan bağını korumakla birlikte, kendine özgü ilkeleri ve araçları olan bağımsız bir normatif alan olarak ele alınması, dijital devlet ve veri temelli toplum yapısının gerekliliklerine daha uygun bir yaklaşım sunmaktadır.

  • Av. Beste GÖDEN’in “THOMSON REUTERS v. ROSS INTELLIGENCE: YAPAY ZEKA ÜRETİMİNDE TELİF HAKKI VE ADİL KULLANIM” isimli yazısını bağlantıdan hemen okuyun.
  • Hukuk ve Bilişim Dergisi’nin Yeni Sayı’sını okumak için bağlantıya tıklayınız.

Yazar: Av. Beste GÖDEN

KAYNAKÇA

Güntürk, Mümin Serdar: Türk Yüksek Mahkemeleri ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları Işığında Özel Hayatın Gizliliğinin Korunması, Seçkin, Ankara, 2012.

Usta, Oğuz: Kişilik Hakkı Bağlamında Unutulma Hakkı, Adalet, Ankara, 2023.

Özdemir, Hayrunnisa: Elektronik Haberleşme Alanında Kişisel Verilerin Özel Hukuk Hükümlerine Göre Korunması, Seçkin, Ankara, 2009.

Çelik, Yeşim: “Özel Hayatın Gizliliğinin Yansıması Olarak Kişisel Verilerin Korunması ve Bu Bağlamda Unutulma Hakkı”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Sayı: 32, 2017, s. 391-410.

Öngün, Çiğdem Ayözger: Kişisel Verilerin Korunması Hukuku Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Özel Düzenlemeler Dahil, 2. Bası, Beta, İstanbul, 2019.

Reed, Chris: Computer Law, 7. Bası, Oxford University, New York, 2011.

Room, Stewart: Data Protection and Compliance, 2. Bası, BCS, Swindon, 2021.

Tzanou, Maria, “Data protection as a fundamental right next to privacy? ‘Reconstructing’ a not so new right”, International Data Privacy Law, Cilt: 3, Sayı: 2, 2023, s. 88-99.

Can, Neslihan, Hasta Mahremiyeti Hakkı, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Sayı: 147, s. 183-219.

Yüksek, Furkan Kaan, AİHM İçtihatlarında Kişisel Verilerin Korunması, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 25, Sayı: 1, 2023, s. 371-420.

Sakarya, Burak, Türk Ceza Kanunu Kapsamında Kişisel Verilerin Korunması, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ufuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara, 2025.

Kılıç, Kerim, Kişisel Verilerin Kaydedilmesi Suçu (TCK m.135), Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 25, Sayı: 1, 2021, s. 1-45.

Dülger, Murat Volkan, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ve Türk Ceza Kanunu Bağlamında Kişisel Verilerin Ceza Normlarıyla Korunması, İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 3, Sayı: 2, 2016, s. 101-167


[1] Öngün, Çiğdem Ayözger, Kişisel Verilerin Korunması Hukuku Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Özel Düzenlemeler Dahil, 2. Bası, Beta, 2019, s. 41.

[2] Can, Neslihan, Hasta Mahremiyeti Hakkı, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Sayı: 147, s. 185.

[3] Çelik, Yeşim, “Özel Hayatın Gizliliğinin Yansıması Olarak Kişisel Verilerin Korunması ve Bu Bağlamda Unutulma Hakkı”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Sayı: 32, 2017, s. 392.

[4] AİHM, Niemietz v. Almanya, Başvuru No: 13710/88, 16.12.1992, par. 29.

[5] Usta, Oğuz, Kişilik Hakkı Bağlamında Unutulma Hakkı, Adalet, Ankara, 2023, s. 37.

[6] Öngün, s. 42.

[7] Güntürk, s. 49.

[8] Usta, s. 38.

[9] Usta, s. 38.

[10] Çelik, s. 392.

[11] Güntürk, s. 52,53.

[12] Güntürk, s. 59.

[13] Güntürk, s. 60.

[14] Çelik, s. 392; R.G.: 17863/18.10.1982.

[15] R.G.: 19.03.1954/8662; R.G.: 27.05.1949/7217; R.G.: 21.07.2003/25175.

[16] Güntürk, s. 60.

[17] Reed, Chris, Computer Law, 7. Bası, Oxford University, New York, 2011, s. 573.

[18] Özdemir, Hayrunnisa: Elektronik Haberleşme Alanında Kişisel Verilerin Özel Hukuk Hükümlerine Göre Korunması, Seçkin, Ankara, 2009, s. 116.

[19] Tzanou, s. 89.

[20] Tzanou, s. 90.

[21] Öngün, s. 5.

[22] Öngün, s. 7,8; Usta, s. 56.

[23] Öngün, s. 8; Usta, s. 58.

[24] Elektronik Haberleşme Sektöründe Kişisel Verilerin İşlenmesi ve Gizliliğin Korunması Hakkında Yönetmelik’te veri tanımına tüzel kişilerin dahil olduğu yönünde görüş için bkz. Öngün, s. 10; sadece gerçek kişiler yönünde bkz. Room, s. 10.

[25] Öngün, s. 11,12; Usta, s. 63.

[26] Usta, s. 63.

[27] Can, s. 187.

[28] Özdemir, s. 116.

[29] Çelik, s. 395.

[30] Tzanou, s. 90.

[31] Öngün, s. 463

[32] Tzanou, s. 93.

[33] Can, s. 188.

[34] Room, Stewart, Data Protection and Compliance, 2. Bası, BCS, Swindon, 2021, s. 4.

[35] Tzanou, s. 89.

[36] Usta, s. 67.

[37] Room, s. 6.

[38] Reed, s. 577.

[39] Öngün, s. 18.

[40] Yüksek, Furkan Kaan, AİHM İçtihatlarında Kişisel Verilerin Korunması, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 25, Sayı: 1, 2023, s. 371.

[41] AİHM, Amann v. İsviçre, Başvuru No: 27798/95, 16.02.200, par. 65; R.G.: 17.03.2016/29656.

[42] Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi İçtihat Rehberi-Verilerin Korunması, 2024, s. 6,7 https://ks.echr.coe.int/documents/d/echr-ks/guide_data_protection_tur (Erişim Tarihi: 15.12.2025); AİHM, Benedik v. Slovenya, Başvuru No: 62357/14, 24.04.2018, par. 108; AİHM, P.G. ve J.H. v. Birleşik Krallık, Başvuru No: 44787/98, par. 59; AİHM, Uzun v. Almanya, Başvuru No: 35623/05, 02.09.2010, par. 49.

[43] Charter of Fundamental Rights of the European Union, https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/PDF/?uri=CELEX:12012P/TXT&from=EN (Erişim Tarihi: 15.12.2025); Fact Sheets on the European Union, “The Charter of Fundamental Rights”, 2017, https://www.europarl.europa.eu/RegData/etudes/fiches_techniques/2013/010106/04A_FT(2013)010106_EN.pdf (Erişim Tarihi: 15.12.2025).

[44] Consolidated Version of the Treaty on the Functioning of the European Union, https://eur-lex.europa.eu/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:12012E/TXT:en:PDF (Erişim Tarihi: 15.12.2025).

[45] European Data Protection Supervisor, “Data Protection”, https://www.edps.europa.eu/data-protection/data-protection_en (Erişim Tarihi: 15.12.2025); Regulation (EU) 2016/679 of the European Parliament and of the Council of 27 April 2016 on the protection of natural persons with regard to the processing of personal data and on the free movement of such data, and repealing Directive 95/46/EC, https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/PDF/?uri=CELEX:32016R0679 (Erişim Tarihi: 15.12.2025); Directive 95/46/EC of the European Parliament and of the Council of 24 October 1995 on the protection of individuals with regard to the processing of personal data and on the free movement of such data, https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/PDF/?uri=CELEX:31995L0046 (Erişim Tarihi: 15.12.2025).

[46] ABAD, Rechnungshof v. Österreichischer Rundfunk ve diğerleri, C-465/00, C-138/01 ve C-139/01, 20.05.2003, par. 68.

[47] Tzanou, s. 95.

[48] ABAD, Productores de Música de España (Promusicae) v. Telefónica de España SAU, C C‑275/06, 29.01.2008, par. 64.

[49] Tzanou, s. 95.

[50] ABAD, The Bavarian Lager Co. Ltd v. Commission of the European Communities, T-194/04, 08.11.2007, par. 118,119.

[51] ABAD, Volker und Markus Schecke GbR, Hartmut Eifert v. Land Hessen, C‑92/09, C‑93/09, 09.11.2010, par. 47,52.

[52] Tzanou, s. 96.

[53] Kılıç, Kerim, Kişisel Verilerin Kaydedilmesi Suçu (TCK m.135), Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 25, Sayı: 1, 2021, s. 3; R.G.: 12.10.2004/25611.

[54] Dülger, Murat Volkan, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ve Türk Ceza Kanunu Bağlamında Kişisel Verilerin Ceza Normlarıyla Korunması, İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 3, Sayı: 2, 2016, s. 120; Sakarya, Burak, Türk Ceza Kanunu Kapsamında Kişisel Verilerin Korunması, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ufuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara, 2025, s.  86.

[55] Kılıç, s. 5,6.

[56] Kılıç, s. 3.

[57] Usta, s. 66.

[58] Anayasa Mahkemesi, Esra Kılıç, Başvuru No: 2019/28967, 01.10.2025, par. 8; Anayasa Mahkemesi, Fatih Saraman, Başvuru Numarası: 2014/7256, 27.02.2019, par. 57.

[59] R.G.: 07.04.2016/29677.

[60] Tzanou, s. 92.