yapay zeka ürünleri ve fikri mülkiyet hukuku ilknur beken. (1) Çevrim İçi Oyunlarda Kontrol Kaybı ve Siber Güvenlik: Yasaklar Yerine Denge

Çevrim İçi Oyunlarda Kontrol Kaybı ve Siber Güvenlik: Yasaklar Yerine Denge

Yazar: İlhan TOZLUYURT – Siberay Görevlisi

Bilindiği üzere online oyunlar, çocuklardan yetişkinlere kadar geniş bir kitlenin günlük yaşamının önemli bir parçası hâline geldi. Ancak bu yaygınlaşmayla birlikte oyunlar çoğu zaman tek taraflı bir bakış açısıyla değerlendirilmekte ve yalnızca bağımlılık, zaman kaybı veya sosyal izolasyon gibi olumsuz yönleriyle gündemde yer almaktadır. Oysa ki her teknolojik araçta olduğu gibi, online/çevrimiçi oyunların etkisi de onları nasıl ve ne kadar kullandığımıza bağlıdır.

Doğru süre yönetimi, yaşa uygun oyun seçimi ve bilinçli kullanım alışkanlıklarıyla online oyunlar; problem çözme becerilerini geliştiren, stratejik düşünmeyi destekleyen, ekip çalışmasını öğreten ve eğlenceli bir öğrenme ortamı sunan dijital deneyimlere dönüşebilir. Asıl risk, oyunun varlığından değil, oyun üzerinde ki kontrolün kaybedilmesinden kaynaklanmaktadır.

Milyon dolarlar harcanarak inşa edilen ve prodüksiyon içeren, tasarım ve görsel sanatlardan, sanat yönetmenine, kurgu ve senaristinden, yazılımcısı ve ses tasarım ve bestecilerine kadar bir çok alanda insanların bir araya gelerek ürettiği ve yayınladığı,  oyunların temel amacı, oynayan oyuncuyu, oyuna dahil ederek, tercih ettiği karakter ile bütünleşerek, üretilmiş macerayı yaşamasıdır. Bu kadar büyük prodüksiyonların temel amacının bağımlılık yapmak olduğunu gerçeği oldukça uzak durmakta.

Bu yazıda, online oyunlara önyargılardan uzak, dengeli ve gerçekçi bir bakış açısıyla yaklaşarak, doğru kullanımın sağlayabileceği faydaları ve kontrolsüz kullanımın doğurabileceği riskleri ele almaya gayret edeceğiz.  Çünkü unutulmaması gereken en önemli nokta şudur: Sorun; oyunun kendisi değil, onu nasıl kullandığımızdır. Anahtar kelime ise her zaman dengedir.

Oyun Bağımlılığı

Çocukların ve gençlerin online oyun oynaması tek başına bir sorun değildir. Günümüzde oyunlar, birçok çocuk için eğlenmenin, sosyalleşmenin ve yeni beceriler kazanmanın doğal bir parçasıdır. Ancak oyun, günlük yaşamın merkezine yerleşmeye başladığında ve çocuğun sorumluluklarını, sosyal ilişkilerini veya fiziksel sağlığını olumsuz etkilemeye başladığında dikkatli olunmalıdır.

Oyun bağımlılığı, yalnızca uzun süre oyun oynamakla açıklanamaz. Asıl belirleyici unsur, çocuğun oyun üzerindeki kontrolünü kaybetmesidir. Günün büyük bölümünü oyun oynayarak ya da bir sonraki oyununu düşünerek geçirmesi, Oyun oynayamadığında aşırı öfke, huzursuzluk, kaygı veya mutsuzluk yaşaması, sürekli “bir bölüm daha”, “bir maç daha” diyerek oyun süresini planladığından daha fazla uzatması, derslerini, ödevlerini, uyku düzenini, yemek saatlerini ve kişisel bakımını ihmal etmeye başlaması, aile bireyleriyle vakit geçirmek yerine sürekli ekran başında olmayı tercih etmesi, gerçek hayattaki arkadaşlıklarından uzaklaşıp sosyal ilişkilerinin zayıflaması, daha önce keyif aldığı aktivitelere olan ilgisini kaybetmesi, oyun süresi konusunda ailesine doğruyu söylememesi veya gizlice oyun oynamaya çalışması, sürekli daha fazla oyun oynama ihtiyacı hissetmesi ve süreyi kontrol etmekte zorlanması gibi etkileyici, gözle görülür belirtilerden bahsetmek mümkündür.

Burada önemli olan, tek bir davranıştan yola çıkarak “çocuğum bağımlı” sonucuna varmamak, belirtilerin süresini ve günlük yaşam üzerindeki etkisini birlikte çocuk ile birlikte değerlendirmekten geçmektedir. Özellikle akademik başarısında belirgin bir düşüş, uyku düzeninin bozukluğu, aile içi iletişimin zayıflaması ve sosyal hayattan uzaklaşma gibi değişiklikler bir arada görülüyorsa, bu durum çocuğunuzun artık profesyonel destek alınma zamanının geldiği gösterir. Bu sorun artık aile bireyleri tarafından çözülme aşamasını çoktan geçtiğini gösterir.

Unutulmamalıdır ki amaç, çocuğu oyundan tamamen uzaklaştırmak değil; oyun ile eğitim, aile yaşamı, uyku, fiziksel aktivite ve sosyal ilişkiler arasında sağlıklı bir denge kurmasına yardımcı olmaktır. Çocukların ihtiyaç duyduğu şey çoğu zaman yasaklar değil, sınırları net, tutarlı ve sevgi temelli bir rehberliktir.

Yukarıda da söylendiği üzere, online oyunlar yalnızca eğlence sunan dijital platformlar değildir. Aynı zamanda dünyanın farklı ülkelerinden milyonlarca oyuncunun bir araya geldiği sosyal ortamlardır. Bu yönüyle çocuklara iletişim kurma, ekip çalışması yapma ve yeni arkadaşlıklar edinme fırsatı sunarken, bilinçsiz kullanım durumunda bazı önemli riskleri de beraberinde getirebilir. Bu nedenle ebeveynlerin oyunun içeriğini, oyunun sunduğu sosyal özellikleri, çocuğunun oyunda ki kullanıcı adını da bilmesi ve  bu durumu yakından takip etmesi gerekir.

Online oyunlarda genellikle sesli veya yazılı sohbet özelliği bulunduğu bir gerçektir. Çocuklar bu ortamda daha önce hiç tanımadıkları kişilerle kolaylıkla iletişim kurabilir. Ne yazık ki herkes iyi niyetli olmayabilir. Bazı kişiler, güven kazanmak amacıyla, yaşını, cinsiyetini, bulunduğu il bilgisini veya kişisel bilgilerini farklı olarak kişilerle paylaşabilir. Bu nedenle çocuklara şu temel kural mutlaka öğretilmelidir: Oyunda tanıştığın arkadaş, gerçek hayatta güvenilir bir arkadaş anlamına gelmez.

Unutmamak gerekir ki çocuk, sokakta, sınıfta veya ailesinden görmediği ama oyunda gördüğü itibar ve önem nedeni ile oyunda daha fazla vakit geçirir. Nitekim bu durumun vahametini ortaya koyan çarpıcı bir tecrübemizi aktarmak gerekirse; yaklaşık on yıl önce, kullanıcı yoğunluğu yüksek olan küresel bir çevrim içi strateji oyununda, ilk 100 oyuncu arasında yer alan ve siber alanda ciddi bir yönetsel statüm vardı. Mesleki bir atama kararı neticesinde, ciddi bir zaman maliyeti üreten ve bağımlılık sınırına yaklaşan bu oyunu bırakma kararı aldım. Süreç içerisinde tüm dijital varlıklarımı ve oyun içi kazanımlarımı, sistemde birinci sırada yer alan ve uzun süredir “büyük bir hiyerarşik saygı ve abi hitabıyla” iletişimde bulunduğum kullanıcıya devrettim. Akabinde kendisine yaşını sorduğumda, sistem birincisi olan ve yıllarca fikirsel bir olgunlukla iletişim kurduğumuz kişinin henüz 17 yaşında reşit olmayan bir çocuk olduğunu öğrendim. Kendi yaşımın 40’lı yıllarda olduğu o dönem dikkate alındığında; sanal ortamdaki statülerin, rollerin ve beyan edilen kimliklerin fiziksel gerçeklikle ne denli keskin bir biçimde çelişebileceği siber dünyanın en somut kıssadan hisselerinden biridir.

Anne ve babalara tavsiyen odur ki; Çocuğunuzun neden saatlerce çevrim içi oyun oynadığını anlamaya çalışmalı, çocuklar için oyun her zaman sadece bir eğlence aracı olmayabilir. Bazı çocuklar oyunlarda başarı duygusunu yaşar, ödüllendirilmeyi yaşar, arkadaşlık kurar, kendisini değerli hisseder ya da oyun sayesinde günlük hayattan uzaklaşabileceği bir alan bulur.

Bu nedenle mücadele, çocuğun kendisine karşı değil; onun sağlıklı gelişimini olumsuz etkileyen tüm zararlı alışkanlıklara karşı verilmelidir. Yasaklayıcı ve suçlayıcı bir tutum, çoğu zaman çocuğun sizden uzaklaşmasına ve sorunun daha da büyümesine neden olabilir.

Siber Suçlarla Mücadele

Bunun yerine anlayışlı, sabırlı ve destekleyici bir yaklaşım tercih edilmeli. Çocuğunuzu yargılamadan dinleyin, onun duygularını anlamaya çalışın. Unutmayın; çocukların en büyük ihtiyacı, eleştirilmekten çok anlaşıldıklarını hissetmektir. Güven temelli bir aile iletişimi, teknoloji ve oyun kullanımında sağlıklı alışkanlıklar kazandırmanın en güçlü anahtarıdır.

Yazar: İlhan TOZLUYURT – Siberay Görevlisi