
Avrupa Birliği’nin Al Act Düzenlemelerinin Türk Hukukuna Etkisi
Yazar: Esra SAYIM
Giriş
Bu yazı, yapay zekâ teknolojilerinin küresel ölçekte yarattığı hukuki ve düzenleyici dönüşümü Avrupa Birliği Yapay Zekâ Tüzüğü (AI Act) ekseninde ele almakta; özellikle bu düzenlemenin Türk hukukuna etkilerini inceleyerek Türkiye’nin mevcut hukuki altyapısını, yasal hazırlıklarını ve uyum sürecini karşılaştırmalı bir perspektifle değerlendirmeyi amaçlamaktadır.
Yapay Zekâ Teknolojilerinin Gelişimi ve Hukuki Düzenleme İhtiyacı
Bir yapay zeka sistemi kredi başvurunuzu reddederse, işe alım sürecinizi sonlandırırsa ya da hakkınızda suç riski tahmini yaparsa bu kararın hukuki sorumluluğunu kim üstlenecektir? Kimliğinizi tanıyan bir algoritma sizi haksız yere şüpheli konumuna düşürürse hangi hukuka başvuracaksınız?
Bu soruların hiçbiri varsayımsal değildir; zira yapay zeka bugün tam da bu alanlarda, milyonlarca insanı doğrudan etkileyen kararlar almaktadır. Yapay zekanın ulusal ve küresel ölçekte hızla yaygınlaşması; sağlıktan adalete, güvenlikten kamu yönetimine kadar ekonomik, sosyal ve kamusal her alanda bu teknolojinin temel süreçlere dönüştürücü bir biçimde entegre edilmesini beraberinde getirmiştir. Öncü firmalar ve devletler bu teknolojiyle uyumlu iş akış süreçlerini temelinden dönüştürürken; çalışanlar, tüketiciler ve bireyler de yapay zekanın gündelik hayatın ayrılmaz bir parçası haline geldiği yeni bir gerçeklikle yüz yüze gelmektedir. Bu gerçeklik; bireyin kimliğini, sağlık verisini, finansal geçmişini ve hatta davranış örüntülerini işleyen sistemlerin artık her an devrede olduğu anlamına gelmekte ve kişisel gizliliği, veri güvenliğini, temel özgürlükleri doğrudan tehdit eden yeni riskleri gündeme taşımaktadır. Bu dönüşümden etkilenen kitle artık yalnızca teknoloji sektörü çalışanları ya da belirli kullanıcı grupları olmayıp toplumu oluşturan her bireyin gündelik yaşamına, hak ve özgürlüklerine doğrudan ya da dolaylı biçimde nüfuz etmektedir.
Yapay zekanın yarattığı büyük ekonomik ve toplumsal dönüşümün farkına varan devletler, bir yandan bu teknolojiden rekabet avantajı elde etmek, öte yandan beraberinde getirdiği hukuki boşlukları kapatmak amacıyla etik kurallar ve yasal düzenleyici çerçeveler oluşturma yarışına girmiştir. Türkiye bu tablodan bağımsız değildir; nitekim Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayımlanan Yapay Zeka İstatistikleri 2025 raporu, ülkemizde yapay zeka kullanan işletmelerin oranının yalnızca dört yılda üç katına çıkarak %7,5’e ulaştığını ortaya koymaktadır. Ayrıca rapor, Türkiye’de faaliyet gösteren her 4 büyük işletmeden birinin yapay zeka kullandığını belirtmiştir.
Ancak bu hızlı dönüşüm, bireyin temel haklarını, kişisel verilerini ve gizliliğini, toplumsal güvenliği ve mevcut hukuki sorumluluk düzenlerini derinden sarsan yeni riskleri de beraberinde getirmektedir. Yapay zekanın sadece ekonomik boyutuyla değil toplumsal, etik ve hukuki açılardan da ele alınması bu nedenle kaçınılmaz bir zorunluluk haline gelmiştir. Öğrenmeye dayalı yapısı itibarıyla deterministik olmayan, dolayısıyla çıktıları önceden tahmin edilemeyen bu teknolojinin doğurduğu sorunlar; ülkelerin yapay zekaya özgü güncel yasal düzenlemeler koyma ihtiyacını doğurmuştur.
AB Yapay Zeka Tüzüğü
Bazı ülkelerin bu konuya yönelik yasa tasarıları üzerinde çalıştığı ve düzenleme girişimlerinin olduğu bilinse de bu ihtiyaca en kapsamlı yanıtı veren düzenleme, Avrupa Birliği tarafından 1 Ağustos 2024’te yürürlüğe konulan Regulation (EU) 2024/1689 – AB Yapay Zeka Tüzüğü’dür. Alanında bu kapsamda yapılan ilk düzenleme olması itibarıyla diğer ülkeler için önemli bir kılavuz olmaktadır. Tüzük, yapay zeka teknolojisinin sunduğu fırsatları desteklerken beraberinde getirdiği riskleri de düzenlemektedir. Tüzüğün amacı (m.1); yapay zekanın uygulama alanının genişletilmesini desteklerken yüksek düzeyde koruma sağlamak, yapay zeka sistemlerine ilişkin tek tip bir hukuki çerçeve oluşturmak ve AB’deki kişilere etki eden sistemlerin denetimini sağlamak olarak belirtilmiştir. Tüzük, maddelerinde belirtilen bazı istisnalar (m.2) haricinde teknik anlamda yapay zekayı kullanan tüm sistemleri kapsamaktadır. Tüzük, nelerin yapay zeka sistemi olarak kabul edileceğinin tespiti için yapay zeka tanımına m.3’te yer vermiştir.
“Açık veya örtülü hedefler doğrultusunda; tahminler, içerik, öneriler veya kararlar gibi fiziksel ya da sanal ortamları etkileyebilecek çıktılar üretmek amacıyla aldığı girdilerden nasıl çıktı üretileceğini çıkarsayan, değişen düzeylerde özerklikle çalışacak şekilde tanımlanmış ve dağıtım sonrasında uyum sağlayabilecek makine tabanlı sistem.” (Madde 3(1) – Yazara ait çeviri)
Düzenlemede yer verilen tanım oldukça geniş bir tanım olup geleneksel yazılımları, basit algoritmik sistemleri ve salt veri işleme araçlarını dışarıda bırakmaktadır. Tüzük yalnızca AB üye ülkelerini değil, AB pazarına çıktı sunan tüm üçüncü ülke sağlayıcılarını da kapsamaktadır (Extraterritorial Etki). Asıl kıstas, sistemin ürettiği çıktının AB sınırları içerisinde kullanılmasının hedeflenmesidir.
Tüzüğün bu geniş uygulama alanı, beraberinde önemli bir soruyu da gündeme taşımaktadır: tüm yapay zeka sistemleri aynı düzeyde risk oluşturmuyorsa hangi sistem hangi kurala göre değerlendirilecektir? Bu noktada tüzük, risk temelli yaklaşım adı verilen bir yöntemle yanıt vermektedir. Yapay zeka sistemlerini potansiyel tehlike düzeylerine göre sınıflandırarak her kategoriye farklı sorumluluklar ve yükümlülükler öngörmektedir. Tüzükte düzenlenen risk kategorileri; kabul edilemez risk, yüksek riskli sistemler, sınırlı riskli sistemler ve minimal risk içeren sistemler olmak üzere dörde ayrılmıştır.
Nitekim risk temelli yaklaşım, yalnızca AB Yapay Zeka Tüzüğü’nün değil; tüzüğün ardından şekillenmeye başlayan uluslararası yapay zeka düzenlemelerinin de temel referans çerçevesi haline gelmekte ve bu alanda küresel bir standart oluşturma işlevi görmektedir.
Tüzük, 1 Ağustos 2024 tarihinde yürürlüğe girmiş olmakla birlikte hükümlerin aşamalı bir biçimde uygulanması benimsenmiştir. Tüzüğün tam uygulanması 2 Ağustos 2026 itibarıyla gerçekleşecektir. Bu aşamalı yapı; hem AB üyesi ülkelerdeki aktörler hem de tüzüğün extraterritorial etkisi kapsamında AB pazarına yönelik faaliyet gösteren Türkiye gibi üçüncü ülkelerdeki sağlayıcılar açısından uyum süreçlerini değerlendirmek için kritik bir öneme sahiptir. Öte yandan tüzükte düzenlenen yaptırım rejimi, kendisiyle ilgili tüm işletmeler için zorunlu uyum durumunu ortaya koymaktadır. Öngörülen yaptırımlar 35.000.000 Euro’ya veya küresel yıllık cirosunun %7’sine kadar ulaşabilen para cezalarını kapsamaktadır. Bu büyüklükteki para cezalarının şirketlerin faaliyetlerini doğrudan tehdit edebileceği göz önüne alındığında, tüzüğe uyumun hızlandırılması bir tercih değil zorunluluk haline gelmektedir.
Peki yazının bu kısmına kadar anlatılan tablo karşısında — yapay zekanın hızla gelişimi ve dönüştürücü etkisi, Avrupa Birliği Yapay Zeka Tüzüğü — Türkiye’nin hukuki durumu nedir? Tüzükten sonra ülkelerin düzenleme rekabetinin iyice arttığı bu alanda, halihazırda AB üyelik sürecinde müktesebat uyumu yükümlülükleri devam eden Türkiye’nin yaptığı yasal hazırlıklar ve gelişmeler ne durumda?
AB AI Act Karşısında Türkiye’nin Hukuki Konumu
Türkiye, yapay zekanın kullanımının yasal güvenceler altına alınması için bugüne kadar birden çok adım atmış olsa da henüz ülke çapında uygulanacak bütüncül bir yapay zeka kanunu bulunmamaktadır. Türkiye’de yapay zekâya ilişkin hukuki düzenlemelerin gelişim süreci incelendiğinde, bütüncül ve bağlayıcı bir yasal çerçeveden ziyade kurumsal yapılanma, strateji belgeleri ve sektörel düzenlemeler ekseninde ilerlenen parçalı bir yaklaşımın benimsendiği görülmektedir. Bu tablonun daha iyi anlaşılabilmesi için Türkiye’nin yapay zeka politikalarının kronolojik incelenmesi yerinde olacaktır. Süreç kronolojik olarak ele alındığında üç temel dönem öne çıkmaktadır: kurumsal altyapının oluşturulduğu dönem (2018–2020), strateji belgeleri ve sektörel düzenlemelerin hayata geçirildiği dönem (2021–2023) ve kapsamlı yasal çerçeve arayışının başladığı dönem (2024–2026).
2018 yılında 1 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kurulan Dijital Dönüşüm Ofisi ve akabinde yayımlanan 48 Sayılı Kararname ile oluşturulan Büyük Veri ve Yapay Zekâ Dairesi, bu alandaki kurumsal altyapının temelini oluşturmuştur. 2021 yılında yürürlüğe giren Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi (2021–2025) ile politika düzeyinde bir yol haritası ortaya konulmuş; BDDK, BTK ve Hazine Bakanlığı tarafından çıkarılan sektörel yönetmeliklerle de yapay zekâ kullanımına ilişkin ilk bağlayıcı düzenlemeler hayata geçirilmiştir. Ne var ki bu düzenlemelerin tamamı parçalı ve sektöre özgü bir nitelik taşımakta olup ortak bir tanım, ilke ve denetim çerçevesinden yoksundur. Ağustos 2024 sonrasındaki yasal düzenleme ve kanun tekliflerinde ise asıl konumuz olan AB Yapay Zeka Tüzüğü’nün etkilerini açıkça görebilmekteyiz. Bu dönemde TBMM’ye birbirinden farklı yaklaşımlar benimseyen kanun teklifleri sunulmuştur.
Bu noktada, konuya dair ilk bağımsız kanun teklifi olan Haziran 2024 tarihli (2/2234) esas numaralı “Yapay Zeka Kanun Teklifi” ve Kasım 2025 tarihli (2/3358) esas numaralı “Yapay Zekaya İlişkin Konularda Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi” öne çıkmaktadır. Her iki teklif de henüz onaylanmamış olup komisyonda beklemektedir. Bu kanun teklifi önerileri, Türkiye’nin AB Yapay Zeka Tüzüğü’ne uyum çalışmalarının başladığının en belirgin göstergeleri olarak değerlendirilmektedir.
Haziran 2024’te Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu tarafından meclise sunulan Yapay Zeka Kanun Teklifi ile; yapay zeka teknolojilerinin güvenli, etik ve adil bir şekilde kullanılması, kişisel verilerin korunması, gizlilik haklarının ihlal edilmesinin önlenmesi ile yapay zeka sistemlerinin geliştirilmesine destek verilmesi amaçlanmıştır. Kanun teklifi toplam 8 maddeden oluşmakta olup yapay zekaya dair tanımlar, ilkeler ve yükümlülükler gibi temel kuralları kanunlaştırmaktadır. Teklif; yapay zeka operatörlerinin yükümlülüklerini belirlemek, yüksek riskli sistemlere ilişkin denetim mekanizmaları oluşturmak ve temel hakları korumaya yönelik düzenleyici bir altyapı kurmayı amaçlamaktadır. Aynı zamanda yapay zeka sistemlerinin teşvik edilmesi ve uluslararası alanda uyumlu hale getirilmesi hedeflenmiştir. Kanun teklifi, AB AI Act ile paralel olarak risk temelli bir denetim yaklaşımı öngörmüştür. Yaptırım rejimi açısından bakıldığında yasaklı uygulamalar için 35.000.000 TL veya yıllık küresel cirosunun %7’sine, yükümlülük ihlalleri için ise 15.000.000 TL veya %3’üne kadar idari para cezası öngörülmektedir. Bu noktada AB AI Act ile kritik bir karşılaştırma yapılması gerekmektedir: Türkiye teklifindeki 35.000.000 TL üst sınırı, AB’nin öngördüğü 35.000.000 Euro ile rakamsal olarak örtüşmekte; ancak kur farkı göz önünde bulundurulduğunda AB yaptırımının yaklaşık bin katı altında kalmaktadır. Bu miktarın görece düşük kalması bazı görüşlere göre cezanın caydırıcılığını zayıflattığı şeklinde yorumlanırken bazı görüşlere göre ise bu rakamın büyüklüğü, olası bir ceza durumunda şirketlerin faaliyetlerini sonlandırmak zorunda kalabileceğine işaret etmektedir.
Farklı bir yaklaşım benimseyen Kasım 2025 tarihli kanun teklifi ise AB AI Act ve Haziran 2024 kanun teklifinden farklı olarak bağımsız bir yapay zeka yasası oluşturmak yerine Türk Ceza Kanunu başta olmak üzere mevcut kanunlarda değişiklik yapılması yolunu tercih etmektedir. Bu çerçevede TCK’ya eklenmesi önerilen fıkrayla yapay zekâ sistemlerini suç sayılan fiillere yönlendiren kullanıcıların fail sayılması ve sistemi geliştirenlerin cezai sorumluluğu düzenlenmektedir. 5651 sayılı Kanun’a eklenmesi öngörülen hükümle ise yapay zekâ sistemleri tarafından üretilen deepfake içeriklerin “Yapay Zekâ Tarafından Üretilmiştir” ibaresiyle etiketlenmesi zorunlu tutulmakta; bu yükümlülüğe aykırı davrananlar hakkında BTK tarafından 500.000 TL ile 5.000.000 TL arasında idari para cezası uygulanması öngörülmektedir. Ancak bu yaklaşım hukuki açıdan ele alındığında belirlilik ve orantılılık ilkeleri açısından ciddi sorunlar doğurmaktadır. Üretilen içeriğin doğruluğuna bakılıp bakılmaksızın sırf etiketlenmediği için ağır cezalar öngörülmesi, düzenlemeyi özden çok biçime odaklanan bir yaptırım aracına dönüştürmektedir. Ayrıca üretilen içeriğe hangi aşamada etiket konulacağı, etiketin konulmaması durumunda cezanın kime uygulanacağı gibi uygulamada sorun yaratacak pek çok belirsizlik de göze çarpmaktadır. Bu tür hukuki belirsizlik ve altyapı eksikliği ortamında yüksek yaptırımlar öngören ülkeler, potansiyel yapay zeka yatırımlarını ve halihazırda ülkelerine açılmış yapay zeka pazar fırsatlarını kaybedebilir. Dolayısıyla hazırlanan kanunlarda hukuki güvenliği ve belirliği sağlamak son derece önemlidir.
Tekliflerin içerik ve yöntem bakımından birbirinden ayrışması, Türkiye’nin yapay zeka rejimini inşa etme yolculuğunda stratejik bir yol ayrımında bulunduğunu ortaya koymaktadır. Nitekim bu tekliflerin Mart 2026 itibarıyla henüz yasalaşmamış olması, Türkiye’nin yapay zekâ hukukundaki en temel sorununu gözler önüne sermektedir: AB AI Act’in tam uygulamasının başlayacağı 2 Ağustos 2026 tarihine yalnızca birkaç ay kala Türkiye’de hâlâ bağlayıcı bir yapay zekâ düzenlemesi bulunmamaktadır. Bu durum, başta AB pazarına yönelik faaliyet gösteren Türk şirketleri olmak üzere tüm paydaşları tüzüğün yaptırım rejimiyle doğrudan karşı karşıya bırakmaktadır. Türk hukukunun bu şirketlere sağlayabileceği herhangi bir uyum güvencesinin henüz mevcut olmaması ise sorunu daha da derinleştirmektedir. Türkiye de teknolojik geleceğin arkasında kalmak istemeyen her ülke gibi kanunlarla yapılan kısıtlı müdahalelerin ötesine geçerek, Avrupa Birliği’nin risk temelli yaklaşımıyla örtüşen, hem toplumsal güvenliği hem de yerli girişimciliğin dinamizmini koruyan bütüncül bir yasal çatı altında şekillenmelidir.
Yazar: Esra SAYIM
KAYNAKÇA
European Parliament & Council of the European Union. (2024). Regulation (EU) 2024/1689 laying down harmonised rules on artificial intelligence (Artificial Intelligence Act). Official Journal of the European Union, L 2024/1689.
Türkiye Büyük Millet Meclisi. (2024). Yapay zeka kanun teklifi (E. No: 2/2234).
Türkiye Büyük Millet Meclisi. (2025a). Yapay zekaya ilişkin konularda bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun teklifi (E. No: 2/3358).
Cumhurbaşkanlığı. (2021). Ulusal yapay zekâ stratejisi 2021–2025 (Genelge No: 2021/18). Resmî Gazete, 31574.
Cumhurbaşkanlığı. (2023). On ikinci kalkınma planı (2024–2028). Resmî Gazete.
Turan Başara, G. (2025). Avrupa dijital düzenleme sisteminde yapay zekâ yasası. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 73(4), 2983–3016.
Yamak,i Y. (2025). Yapay zekâ ile ilgili güncel düzenleme çalışmaları: AB, ABD ve Türkiye açısından incelenmesi. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Dergisi, 3(1), 48–72.
Türkiye İstatistik Kurumu. (2025b). Yapay zekâ istatistikleri, 2025 (Haber Bülteni No: 57945).
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu. (2021). Bankalarca kullanılacak uzaktan kimlik tespiti yöntemlerine ve elektronik ortamda sözleşme ilişkisinin kurulmasına ilişkin yönetmelik. Resmî Gazete, 31441.
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu. (2021). Elektronik haberleşme sektöründe başvuru sahibinin kimliğinin doğrulanma süreci hakkında yönetmelik. Resmî Gazete, 31523.
