
Türkiye’de Çocukların Dijital Ekosistemdeki Konumu ve Koruyucu Politika Çerçeveleri: İstatistiksel Analiz ve Stratejik Değerlendirme
Yazar: Abdurrahim AY / Veri Koruma Uzmanı
Ülkemiz, geleneksel olarak, insanların erken yaşta, ergin (eski tabirle reşit) olmak ile çocuk olmak arasında bir yerde, hayata atıldıkları ve hayat mücadelesi vermeye başladıkları bir sosyolojik yapıda iken başta ekonomik iyileşmeler olmak üzere küreselleşme gibi diğer sebeplerle birlikte bu yaşın gittikçe daha yukarılara çıktığı bir yapıya dönmüştür.
Bu durumun sonuçlarından biri olarak her türlü ortama ve imkâna erişimin yolu her yaştan insan için açılmış durumdadır. Ancak erken yaşta hayata atılmanın getirdiği erken manevi olgunlaşma, tekâmül süreci ve hayat deneyimi mevcut durumda geriye doğru gitmiş görünmektedir. Aileler, gelişen ekonomileri vesilesiyle çocuklarından iş gücü ve onunla gelen gelir katkısı yerine akademik açıdan başarılı bir eğitim hayatını önceler oldular. Bu eğilim ise çocukların fiziksel dünyanın zararlı etkilerinden koruma çabası içerisinde görünen aileler için onları kendi başına daldıkları gelişen dijital dünyanın zararlı etkileri ile baş başa bırakmak gibi büyük bir tezatı ortaya çıkardı.
Jean Twenge “iGen: Günümüzün Süper Bağlantılı Çocukları Neden Daha Az Asi, Daha Hoşgörülü, Daha Az Mutlu ve Yetişkinliğe Tamamen Hazırlıksız Büyüyor?” adlı eserinde “iGen, tüm ergenlik dönemini akıllı telefon çağında geçiren ilk nesildir. Bu durum onları önceki nesillere göre fiziksel olarak daha güvenli (evde, ebeveynlerinin yanında) ancak ruhsal olarak daha kırılgan hale getirmiştir.” derken “Genel olarak, 2010’dan beri kaygı, depresyon ve yalnızlıkta artış yaşandı. “Sadece semptomlar değil, davranışlar da arttı,” diyor, “buna kendine zarar verme, intihar girişimleri ve tamamlanmış intiharlar nedeniyle acil servis ziyaretleri de dâhil.” belirlemelerini yapıyor[1].
Çocuklar için mükemmel bir eğitim aracı olabilecek çevrimiçi dünyayı, onları çeşitli sebeplerle oyalamak, susturmak, ortamdan uzaklaştırmak gibi amaçlar için kullanmak günlük hayatımızın bir parçası oldu. Yetişkinler için geçici bir konfor sağlayan bu rutin, çocuklar için sağlıksız bir ruhsal ve fiziksel gelişimin ya da en iyimser tahminle bir tür zor yönetilen bağımlılığın ve buna bağlı davranış bozukluklarının temel nedeni oldu. Öyle ki artık birçok çocuk hastanesi ve özel hastanede ekran bağımlılığı, internet ve oyun bağımlılığı klinikleri var.
Bu sosyolojik dönüşümün çocukların dijital ekosistemle ilişkisine nasıl yansıdığı, aşağıda istatistiksel veriler ışığında ele alınmaktadır.
Türkiye’de Çocukların Bilişim Teknolojileri (BT) Kullanım Dinamikleri
Türkiye’de çocukların bilişim teknolojileri ile olan ilişkisi, son yıllarda dramatik bir artış göstermiştir. 2021 yılında %82,7 olan 6-15 yaş grubu çocukların internet kullanım oranı, 2024 yılı itibarıyla %91,3’e yükselmiştir. Bu dijitalleşme sürecinde elektronik cihaz kullanım eğilimleri de değişmiş, 2013 yılında %76,6 olan masaüstü bilgisayar kullanımı, 2021’de yerini tablet ve dizüstü bilgisayarlara bırakmıştır. 2024 yılı verilerine göre çocukların %76,1’i cep telefonu veya akıllı telefon kullanmaktadır[2].
Çocukların dijital mecralardaki temel hareket eğilimleri incelendiğinde, interneti en çok video izleme (%83,9), ödev ve öğrenme (%75,0) ve oyun oynama (%72,7) amaçlarıyla kullandıkları görülmektedir. Sosyal medya kullanımı ise çocuklar arasında %66,1’lik bir yaygınlığa ulaşmıştır. Youtube, %96,3 ile en çok tercih edilen platform olurken onu İnstagram (%41,5) ve Tiktok (%26,2) izlemektedir[3].
Bu yoğun kullanım ise çocukların özalgısında bazı olumsuzlukları beraberinde getirmektedir. Çocukların %34,4’ü ekran başında geçirdikleri süre nedeniyle daha az kitap okuduğunu, %33,3’ü ise daha az ders çalıştığını ifade etmektedir. Ayrıca, her yarım saatte bir telefonunu kontrol eden çocukların oranı %32,6’ya yükselerek dijital bağımlığın sağlığın yanında sosyolojik alanda da bir görünüm kazandığını ortaya koymaktadır.
Dijital Ortamdaki Riskler ve Tehditler
Akademik araştırmalar[4], “Literatürde ‘dijital yerli’ olarak sınırlı bu kuşağın, beklenenin aksine dijital okuryazarlık ve veri fiyatının düşük yetkinliğe sahip olduğu (Livingstone, 2021) ve içerikten oluşan genellikle algoritmik manipülasyona açık bir “pasif tüketim” içerisinde olduğunu göstermektedir.[5]
UNICEF’in 2025 tarihli rehber niteliğindeki çalışma raporu[6], çocukların çevrimiçi oyun dünyasındaki varlığının sadece bir eğlence alanı olmadığını, organize şiddet grupları tarafından suistimal edilen stratejik bir mecra haline geldiğini ortaya koymaktadır. Dünya genelinde çocukların yaklaşık %90’ı çevrimiçi oyun oynamakta ve bu platformların sunduğu sosyalleşmeye dönük özellikler silahlı gruplar ve suç ağları tarafından propaganda, çocukları kandırma (grooming) ve radikalleşme amacıyla kullanılmaktadır. Özellikle Roblox ve Minecraft gibi çocuk merkezli “sandbox” oyunlarda, yetişkinlerin çocuk kılığına girerek onlarla duygusal bağ kurduğu ve bu yolla çocukları yasa dışı faaliyetlere veya istismara (CSE) sürüklediği çok sayıda vaka kayıt altına alınmıştır.
Uluslarası düzeyde araştırmalar[7], bu oyun alanlarının izole birer “oyun parkı” olmaktan çıkıp, çocukların tanımadıkları yetişkinlerle kontrolsüzce etkileşime girdiği “kamusal meydanlara” dönüştüğünü ortaya koyuyor. Organize suç örgütleri, oyun içi hediyeleri ve sohbet odalarını kullanarak çocukları sosyal çevrelerinden koparmakta, onları ideolojik kontrol altına almakta veya şantaj yoluyla suça teşvik etmektedir. Türkiye’deki veriler bu risklerin yerel karşılığını da doğrulamaktadır: Çocukların %29,6’sı internette müstehcen içeriklerle karşılaşmakta, %19,4’ü ise yüz yüze hiç tanışmadığı kişileri arkadaş listesine eklemektedir.
Dijitalleşmenin ülke ve dünya genelindeki ciddi toplumsal negatif etkileri bağlamında en savunmasız grubunu teşkil eden çocukların, sosyal medya platformlarının ve diğer çevrimiçi ortamların potansiyel zararlı etkilerinden korunması, küresel yasal düzenlemelerin ana gündem maddesi haline gelmiştir. Bu tedbirler, genellikle kullanıcı erişimine yaş sınırlamaları getirilmesi ve ebeveyn onaylı mekanizmaların zorunlu kılınması etrafında şekillenmektedir. Örneğin, Avustralya gibi ülkeler, 16 yaş altındaki çocukların sosyal medya kullanımını tamamen yasaklayan ve ihlal eden platformlara yüksek meblağlı para cezaları öngören öncü yasalar kabul etmiştir. Avrupa Birliği ülkelerinde ise (Fransa, İtalya, Belçika), sosyal medya kullanımı konusunda asgari yaş sınırı 13 ila 15 arasında değişmekle birlikte, bu yaşların altındaki çocuklar için ebeveyn izni zorunluluğu temel koruma mekanizmasıdır. Japonya bu konuda daha çok yerel yönetimlerin tavsiye niteliğindeki süre kısıtlamalarına ve ulusal bilinçlendirme kampanyalarına odaklanmış, katı ulusal bir yasak yerine ebeveyn sorumluluğunu ön plana çıkarmıştır. Bu farklı ulusal yaklaşımlar, dijital çağda çocuk güvenliğini sağlamak amacıyla yaş doğrulama teknolojileri ve platform sorumluluklarının artırılması ihtiyacını ortaya koymaktadır.
Stratejik Planlamalar ve Yasal Düzenleme Önerileri
2026 yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı, Türkiye’nin dijital dönüşümünü sadece teknik bir modernizasyon değil mahremiyet ve çocuk koruma ekseninde bütüncül bir reform olarak ele almaktadır.
Programın öncelikli hedefi, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun (KVKK), Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü (GDPR) ile tam uyumlu hale getirilmesidir. Program az yukarıda sözü edilen tehditlerle mücadele kapsamında KVKK (Kişisel Verilerin Korunması Kanunu) ile Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü (GDPR) arasındaki uyum sürecinin tamamlanmasını öncelikli bir hedef olarak belirlemiştir.
Bu stratejik planlamaları somutlaştıran ve halen TBMM Dijital Mecralar Komisyonunda bulunan “Çocukların Dijital Ortamlarda ve Sosyal Medyada Korunmasına Dair Kanun Teklifi” çocukların dijital ortamlarda mahremiyetini ve güvenliğini sağlamak için devrim niteliğinde adımlar öngörmektedir.
Bu yasal çerçeve yalnızca yasaklayıcı bir yaklaşım değil uluslararası standartlarda kabul gören “Tasarım Gereği Güvenlik” (Safety by Design) prensibini platformlar için bir zorunluluk haline getirmektedir.
Yerli Altyapı ile Güçlendirilmiş Yaş Doğrulama Modeli
İlgili kanun teklifi kapsamında öngörülen en kritik düzenlemelerden biri, 13 yaşından küçük çocukların hesap açmasının engellenmesi ve içerik erişiminde zorunlu yaş doğrulama sistemlerinin kullanılmasıdır. Teklifteki yaş doğrulama yükümlülüğü, platformlarla gereksiz veri paylaşmadan, yalnızca “uygun/uygun değil” sonucu dönen mahremiyet dostu bir e-Devlet doğrulama geçidi ile entegre edilebilir. Bu kapasite sayesinde Türkiye, Avrupa’nın halen teknik olarak tartıştığı güvenli çözüm modellerini kendi yerli altyapısı üzerinden hemen hayata geçirebilecek potansiyele sahiptir. Bununla birlikte 13 olan yaş sınırını daha yukarı çekmek de üzerinde düşünülmesi gereken bir husus olarak duruyor.
Varsayılan Gizlilik ve Algoritmik Sorumluluk
Yasa teklifi, platformların çocuk kullanıcılar için varsayılan gizlilik ayarlarını en yüksek seviyede tutmasını ve konum paylaşımı gibi özellikleri otomatik olarak kapalı sunmasını şart koşmaktadır. Bu durum, Avrupa Veri Koruma Kurulu (EDPB)[8] ve UNICEF’in çocukların yetişkinlerden farklı bir tasarım ekosistemine ihtiyaç duyduğu yönündeki rehber ilkeleriyle tam uyumludur. Özellikle Avustralya Çevrimiçi Güvenlik Komiserliği (eSafety Commissioner) tarafından sistematize edilen “Safety by Design” (Tasarım Gereği Güvenlik) prensibi, güvenliğin ürün geliştirme sürecinde sonradan eklenen bir parça değil sistemin temel mimari bileşeni olması gerektiğini savunmaktadır[9].
Teklif ayrıca yapay zekâ destekli içerik moderasyonu aracılığıyla zararlı içeriklerin ve siber zorbalık vakalarının tespit edilmesini zorunlu kılarak, platformları sadece birer “alan sağlayıcı” olmaktan çıkarıp “aktif koruyucu” konumuna taşımaktadır.
Kurumsal Yönetişim ve Ağır Yaptırım Rejimi
Stratejik değerlendirmeler, çocuk güvenliğinin sadece teknik değil, bir yönetişim meselesi olduğunu ortaya koymaktadır. Yasa tasarısı bu doğrultuda şirketlerin bünyesinde bir “Çocuk Hakları ve Güvenliği Birimi” kurulmasını ve her yıl Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna (BTK) kapsamlı bir çocuk güvenliği raporu sunulmasını zorunlu kılmaktadır. Bu mekanizma, 2026 Cumhurbaşkanlığı Programı’ndaki şeffaflık ve denetim hedefleriyle örtüşmektedir. Tasarı kapsamında öngörülen yaptırımlar şu şekildedir:
• Aykırı davranışlarda bulunan platformlara 1 milyon TL’den 50 milyon TL’ye kadar idari para cezası öngörülmektedir.
• Siber zorbalık vakalarını bildirmeyen veya engelleyici altyapı kurmayan şirketler için ceza miktarı 100 milyon TL’ye kadar yükselebilmektedir.
Sonuç ve Değerlendirme
Avrupa Komisyonu’nun güncel rehber ilkelerinde[10] belirtildiği üzere, çevrimiçi platformların mevcut tasarımı ve özellikleri reşit olmayanların mahremiyeti, emniyeti ve güvenliği için çoğu zaman yeterli değildir. Bu yetersizlik, çocukların yasa dışı içeriklere maruz kalmasına veya onların fiziksel ve zihinsel gelişimini bozabilecek şantaj, siber zorbalık, her türlü suiistimal gibi zararlı etkilerle karşılaşmasına neden olmaktadır.
Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de çocukların dijital dünyadaki varlığı günümüzde geri döndürülemez bir gerçeklik haline gelmiş olup bu durum devletlerin ve platform sağlayıcılarının koruyucu sorumluluklarını daha da artırmaktadır. Türkiye’de çocukların dijital ortamlara erişimi konusundaki yüksek oran, veri güvenliği, mahremiyet ve psikososyal gelişim açısından ciddi yapısal riskler barındırmaktadır. Cumhurbaşkanlığı 2026 Yılı Programında öngörülen mevzuat uyum hedefleri ve TBMM gündemindeki sosyal medya düzenlemesi genel olarak UNICEF’in “Tasarım Gereği Güvenlik” (Safety by Design) yaklaşımı ile Avrupa Birliği Çocukların Çevrimiçi Ortamda Yüksek Düzeyde Gizlilik, Güvenlik Ve Emniyetinin Sağlanmasına Yönelik Önlemlere İlişkin Yönergeler belgesiyle uyumlu bir biçimde çocukların dijital ortamlarda korunmasına yönelik bütüncül bir politika mimarisinin inşa edilmesine hizmet ediyor görünmektedir.
Güvenli yaş doğrulama sistemleri, varsayılan gizlilik ayarları, platformların proaktif sorumluluğu ve etkili denetim mekanizmaları, yalnızca teknik önlemler değil çocuk haklarını merkeze alan çağdaş bir dijital yönetişim anlayışının temel unsurları yanı sıra sosyal devlet ilkesinin de doğal gereklerindendir.
Sonuç olarak, Türkiye’nin çocuk odaklı dijital politika tasarımı salt kısıtlayıcı bir yaklaşımdan ziyade, “çocuğun üstün yararı” ilkesini dijital dünyanın dinamiklerine entegre eden bütüncül bir yönetişim modelini işaret etmektedir. 2026 Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı ve ilgili yasa teklifi, dijital ekosistemi yalnızca teknik bir alan değil aynı zamanda etik ve hukuki bir sorumluluk sahası olarak konumlandırarak uluslararası standartlarla (GDPR, Safety by Design) uyumlu bir koruma kalkanı vaat etmektedir. Bu bağlamda, devletin regülasyon gücü, platformların algoritmik sorumluluğu ve ailelerin dijital okuryazarlığı arasındaki senkronizasyonun sağlanması, dijitalleşmenin getirdiği yapısal risklerin minimize edilmesinde ve çocuk haklarının dijital ortamlarda da sürdürülebilir bir zeminde korunmasında belirleyici bir rol oynayacaktır.
Yazar: Abdurrahim AY / Veri Koruma Uzmanı
KAYNAKÇA
- Avustralya eGüvenlik Komiseri. (2022). Tasarımla güvenlik: Girişimin genel görünümü ve endüstri için değerlendirme araçları . Avustralya Milletler Topluluğu.https://www.esafety.gov.au/industry/safety-by-design
- Avrupa Komisyonu. (2025). (AB) 2022/2065 Yönetmeliğinin 28(4) Maddesi uyarınca, küçüklerin çevrimiçi ortamda yüksek düzeyde gizlilik, güvenlik ve emniyetini sağlamaya yönelik tedbirlere ilişkin kılavuz. Avrupa Birliği Resmi Gazetesi.
- Avrupa Veri Koruma Kurulu. (2022). Sosyal medya platformu arayüzlerindeki karanlık desenlere ilişkin 03/2022 sayılı kılavuz: Bunları nasıl tanıyabilir ve önleyebilirsiniz?
- Europol. (2023). İnternet Organize Suç Tehdit Değerlendirmesi (IOCTA) . Avrupa Birliği Yayın Ofisi.
- Livingstone, S. (2021). Dijital zarar mı yoksa dijital haklar mı? Açılış konuşması. Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu.
- TÜİK. (2021). Çocuklarda bilişim teknolojileri kullanım araştırması, 2021 (Haber Bülteni Sayı: 41132). Türkiye İstatistik Kurumu.
- TÜİK. (2024). Çocuklarda bilişim teknolojileri kullanım araştırması, 2024 (Haber Bülteni Sayı: 53638). Türkiye İstatistik Kurumu.
- Twenge, JM (2017). iGen: Günümüzün aşırı bağlantılı çocukları neden daha az isyankar, daha hoşgörülü, daha az mutlu ve yetişkinliğe tamamen hazırlıksız büyüyor? Atria Books.
- UNICEF. (2025). Çevrimiçi oyunlarda çocukların korunması: Stratejik yaklaşımlar ve risk azaltma (Çalışma Belgesi). UNICEF Innocenti Küresel Araştırma ve Öngörü Ofisi.
[1] https://www.npr.org/sections/health-shots/2023/04/25/1171773181/social-media-teens-mental-health
[2] Çocuklarda Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması, 2021. TÜİK Haber Bülteni, sayı 41132, 22.12.2021
[3] Çocuklarda Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması, 2024. TÜİK Haber Bülteni, sayı 53638, 24.10.2024
[4] Türkiye’deki Çocukların İnternet Kullanım Alışkanlıkları ve Dijital Okuryazarlık Becerileri Üzerine Bir Araştırma, Korkut Ata Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Sayı 13, Syf 1331-1364, Aralık 2023
[5] Livingstone, S. (2021). Dijital zarar mı yoksa dijital haklar mı? Açılış konuşması. Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu.
[6] Unicef Çocukların Çevrimiçi Oyunlardan Korunması Rehberi, https://www.unicef.org/innocenti/media/11836/file/UNICEF-Innocenti-Protecting-Children-Online-Gaming-Working-Paper-2025.pdf
[7] Europol (2023), “IOCTA – Internet Organised Crime Threat Assessment”.
[8] Avrupa Veri Koruma Kurulu (EDPB), “Sosyal Medya Platform Arayüzlerindeki Karanlık Desenlere İlişkin 03/2022 Sayılı Kılavuz”.
[9] Australian eSafety Commissioner. (2022). Safety by Design: Overview of the initiative and assessment tools for industry. Commonwealth of Australia. https://www.esafety.gov.au/industry/safety-by-design
[10] Guidelines on measures to ensure a high level of privacy, safety and security for minors online, pursuant to Article 28(4) of Regulation (EU) 2022/2065 (Çocukların çevrimiçi ortamda yüksek düzeyde gizlilik, güvenlik ve emniyetinin sağlanmasına yönelik önlemlere ilişkin yönergeler, Avrupa Birliği Resmi Gazetesi, 10.10.2025)
