YAPAY ZEKA ÇAĞINDA DELİL GÜVENLİĞİNİN SORGULANMASI

Yazar: Av. Orbay Çokgör

Yargılama pratiğinde uzunca bir dönem boyunca ses veya video kayıtları, ikamesi mümkün olmayan, maddi gerçeği şüpheye yer bırakmaksızın ortaya koyan “kesin delil” (smoking gun) niteliğinde kabul edilmiştir. Geleneksel yaklaşıma göre, şayet bir olgu kamera veya ses kayıt cihazı tarafından tespit edilmişse, o olayın iddia edildiği şekliyle gerçekleştiğine dair mutlak bir adli kanaat oluşmaktaydı. Ancak 2020’li yılların ortalarına gelindiğinde, dijital teknolojilerde yaşanan ivmelenme ve yapay zekâ tabanlı algoritmaların ulaştığı hiper-gerçekçilik boyutu, söz konusu yargısal kesinliğin hızla buharlaşmasına sebebiyet vermektedir.

Mevcut teknolojik iklim itibarıyla hukuk düzenleri, doktrinde “Yalancının Haksız Kazancı” (Liar’s Dividend) olarak adlandırılan yeni bir usuli kriz dönemiyle karşı karşıyadır. Bu kavram; deepfake ve benzeri sentetik içerik üretme teknolojilerinin kamusal alandaki yaygınlığı ve erişilebilirliği sebebiyle, haksız veya suçlu tarafların kendileri aleyhine olan tamamen sahih, gerçeği yansıtan ve hukuka uygun delilleri dahi “bu içerik dijital birer uydurmadan ibarettir” iddiasıyla kolayca inkar edebilme lüksünü ifade etmektedir. Söz konusu durum, yargılama süreçlerinde dürüstlük kuralına aykırı ve kötü niyetli bir haksız savunma avantajı doğurmaktadır.

Yargı mekanizmasının geleceğini şekillendirecek olan genç hukukçular, stajyer avukatlar ile hakim ve savcı adayları için bu teknolojik dönüşüm, teorik bir bilimkurgu senaryosu ya da uzak bir gelecek projeksiyonu değildir. Aksine, adliye koridorlarında ve mahkeme salonlarında güncel olarak yüzleşilmesi, usul hukuku enstrümanlarıyla çözülmesi gereken sert, somut ve kaçınılmaz bir adli gerçekliktir

DİJİTAL MANİPÜLASYONUN YARGISAL ALANDAKİ İLK YANSIMALARI

Yapay zeka destekli sahtecilik teknolojilerinin yargı mekanizmaları üzerindeki ilk somut tehdidi, öngörülenin aksine uluslararası ticari uyuşmazlıklardan veya organize suç örgütü faaliyetlerinden değil; ironik bir şekilde aile hukuku alanından, bir velayet davasından gelmiştir. Birleşik Krallık’ta görülen ve literatüre geçen bir çocuk velayeti yargılamasında davacı anne, davalı babanın müşterek çocuğa ve kendisine yönelik ağır tehditler savurduğunu iddia ederek mahkemeye bir ses kaydı sunmuştur. Söz konusu kayıttaki ses tonu, vurgular, konuşma ritmi ve hatta nefes duraksamaları dahi somut olarak davalı babaya ait izlenimi uyandırmıştır. Ancak uzman adli bilişim heyeti tarafından yapılan detaylı spektrografik incelemeler neticesinde, ses kaydının aslında davalıya ait olmadığı; yapay zekâ yazılımları vasıtasıyla aslına uygun şekilde sentezlenmiş dijital bir kurgu (deepfake) olduğu tespit edilmiştir

Hukuk uygulayıcıları tarafından bir “erken uyarı” (canary in the coal mine) olarak kabul edilen bu vaka, adli makamları yanıltmaya elverişli sahte delil üretme eşiğinin ne derece düştüğünü açıkça gözler önüne sermektedir. Günümüz teknolojik imkânları dahilinde, profesyonel bir stüdyo donanımına ihtiyaç duyulmaksızın, hedef alınan şahsın açık kaynaklardan elde edilebilecek birkaç dakikalık ses verisi ve bulut tabanlı bir yapay zeka aboneliği ile “mahkemeye sunulabilir” nitelikte sentetik delil üretilmesi mümkün hale gelmiştir.

“YALANCININ HAKSIZ KAZANCI” KAVRAMININ UYGULAMADAKİ YANSIMALARI

Yapay zeka ve deepfake teknolojilerinin ceza adaleti sistemine getirdiği tehdit yalnızca sahte delillerin mahkeme süreçlerine sızması riskinden ibaret değildir. Madalyonun diğer ve belki de daha yıkıcı yüzü, bu teknolojilerin ceza yargılamasının bütününe zerk ettiği genel kronik şüpheciliktir. Doktrinde “Yalancının Haksız Kazancı” (Liar’s Dividend) olarak adlandırılan bu fenomen; dijital manipülasyon araçlarının kamusal alandaki yaygınlığı sebebiyle, gerçek suçluların kendileri aleyhine olan tamamen sahih ve hukuka uygun dijital delilleri dahi “Bu içerik yapay zekâ ürünü bir kurgudan ibarettir” diyerek kolayca inkâr edebilme lüksünü ve bundan doğan haksız savunma avantajını ifade etmektedir.

Nitekim Anglo-Amerikan hukuk sistemindeki yargılamalarda sanıkların maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını geciktirmek amacıyla “Deepfake Savunması”na (Deepfake Defence) sığınmaya başladıkları gözlenmektedir. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri’nde görülen Tesla davasında, şirketin kurucusu Elon Musk’ın geçmiş tarihlerde kamuoyuna açıkça sarf ettiği beyanların yapay zekâ tarafından üretilmiş sentetik kurgular olabileceği iddia edilmiş, yargı makamları delilin doğruluğunu saptamakta ciddi usuli zorluklarla karşılaşmıştır.

NORMATİF DÜZENLEMELERİN TEKNOLOJİK HIZA ADAPTASYONU

Yapay zekâ destekli sentetik içeriklerin üretim hızındaki geometrik artış, usul hukukunun en temel direkleri olan “delillerin ikamesi”, “delil tespiti” ve “ispat yükü” kavramlarını küresel ölçekte radikal bir revizyona zorlamaktadır. Kıta Avrupası ve Anglo-Amerikan hukuk sistemleri, mevcut mevzuatların dijital dezenformasyon hızı karşısında yetersiz kalıp kalmadığını hararetle tartışmaktadır.

Nitekim İngiliz hukukunda, dijital kayıtların ve bilgisayar tarafından üretilen çıktıların doğruluğuna ilişkin var olan geleneksel “aksi sabit oluncaya kadar otantiklik karinesi” (presumption of authenticity) bugün ciddi bir meşruiyet kriziyle karşı karşıyadır. İngiliz Hukuk Komisyonu (Law Commission) ve yüksek yargı organları nezdinde, dijital medya unsurları için bir “ispat yükünün ters çevrilmesi” (reverse burden of proof) mekanizmasının getirilmesi hararetle tartışılmaktadır. Bu radikal yaklaşıma göre, bir video veya ses kaydını mahkemeye sunan tarafın, karşı tarafın onun sahteliğini kanıtlamasını beklemek yerine; bizzat kendisinin, belgenin ham verisini (metadata), kriptografik özetlerini veya blokzincir (blockchain) doğrulamalarını mahkemeye sunarak delilin en baştan gerçek olduğunu ispat etmesi gerektiği fikri gündemdedir.

SENTETİK İÇERİKLERİN TÜRK HUKUKU BAKIMINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

Türk Ceza Kanunu (TCK) açısından deepfake teknolojisiyle işlenen fiiller, sistemimizde halihazırda yer alan belirli suç tiplerini doğrudan tetiklemektedir:

  • Nitelikli Dolandırıcılık (TCK m. 158): Makalede de değinildiği üzere, Türkiye’de dijital tabanlı suçlarda ve sofistike dijital kimlik bürünme (impersonation) yoluyla işlenen dolandırıcılık vakalarında ciddi bir artış gözlenmektedir. Bir şirket yöneticisinin sesini veya görüntüsünü taklit ederek finans departmanından para transferi talep etmek, Türk hukukunda TCK m. 158/1-f (Bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık) kapsamında ağırlaştırılmış cezai yaptırıma tabidir.
  • Hakaret ve İftira (TCK m. 125 ve m. 267): Deepfake sadece finansal kazanç için değil, itibar suikastları için de kullanılmaktadır. Bir kişiyi hiç söylemediği sözleri söylerken gösteren sentetik videolar, Türk hukukunda Hakaret suçunun nitelikli halini oluşturabileceği gibi, bir kimseye yöneltilen asılsız bir isnat içeriyorsa “İftira” suçunu da oluşturur. İngiliz hukukundaki tazminat odaklı yaklaşımın aksine, Türk hukukunda bu fiiller cezai yaptırıma bağlanarak bireyin şeref ve haysiyeti “dijital linç” kültürüne karşı daha agresif bir koruma altına alınmıştır.
  • Resmi/Özel Belgede Sahtecilik (TCK m. 204, m. 207): Yapay zeka ile üretilen ses, video veya dijital verilerin mahkemeye delil olarak sunulması, “Yargı Görevini Yapanı Etkileme” (TCK m. 277) ve duruma göre belgede sahtecilik suçlarını doğurur.

Ceza Muhakemesi Hukuku (CMK) ve Yargıtay’ın Delil Güvenliği Yaklaşımı

Türk Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) tahtında “delil serbestisi” ilkesi hakim olmakla birlikte, bir delilin hükme esas alınabilmesi için mutlaka hukuka uygun yollardan elde edilmiş olması ve üzerinde makul bir şüphe barındırmaması şarttır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve ilgili ceza dairelerinin (özellikle siber suçlar ve bilişim suçlarına bakan daireler) yerleşik içtihatlarında; ses, görüntü ve elektronik kayıtların delil değeri kazanabilmesi için bunların “sıhhat ve otantiklik” testinden geçmesi gerektiği açıkça vurgulanmaktadır. Yargıtay, teknik olarak üzerinde silme, ekleme, kesme veya montaj yapıldığı yönünde itiraz getirilen hiçbir dijital kaydın, kesin bir bilirkişi incelemesi yapılmaksızın mahkûmiyete esas alınamayacağını belirtmektedir.

Deepfake teknolojisinin ulaştığı hiper-gerçekçilik seviyesi karşısında, Yargıtay’ın bu geleneksel şüpheci ve korumacı yaklaşımı, “Yalancının Haksız Kazancı” olgusuna karşı adli mekanizmaları koruyan bir usul güvencesi işlevi görmektedir. İlk derece ceza mahkemeleri, itiraza uğrayan dijital delillerin orijinalliğini denetlemek adına dosyayı Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi’ne, TÜBİTAK’a veya üniversitelerin siber güvenlik/adli bilişim uzmanlarından oluşan bilirkişi heyetlerine göndererek spektral analize ve metadata (üst veri) incelemesine tabi tutmakla yükümlüdür.

SONUÇ: MAHKEME SALONLARINDA MASUMİYETİN SONU

Yargı salonlarında asırlardır hüküm süren “görmek inanmaktır” (seeing is believing) doktrininin ve görsel-işitsel delillere duyulan mutlak güven çağının dramatik bir biçimde kapanışına tanıklık etmekteyiz. Yapay zekâ ve deepfake teknolojilerinin yarattığı bu epistemolojik kriz, delil hukukunun yeni cephesini şekillendirmektedir. Bu yeni dönemde iddia ve savunma makamlarının başarısı, yalnızca retorik yetenekleri veya klasik hukuki argümantasyon becerileriyle değil; piksellerin, algoritmaların, siber adli bilişim metodolojilerinin ve dijital şecerenin (provenance/provenans) derinlemesine kavranmasıyla ölçülecektir.

Yapay zekâ tabanlı yazılımları ve otomasyon sistemlerini profesyonel hukuki iş süreçlerimize ve adli işleyişe ne derece entegre edersek edelim, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasında adaletin nihai “kapı bekçileri” (gatekeepers) yine ve ancak insan olan hukuk uygulayıcıları olmak zorundadır. Algoritmik sistemler hiçbir koşulda vicdani kanaatin ve adalete olan inancın ikamesi olamaz.

Konuk Yazar: Av. Orbay Çokgör

Kaynakça

Deepfake Laws: Global Overview and Emerging Regulations (https://ondato.com/blog/deepfake-laws/ )

Legal Challenges of Deepfakes: Liability, Harm, and Regulatory Responses (https://jlsda.com/index.php/lsda/article/view/306)

What Constitutes Fraud Under Turkish Law? (https://www.cbhukuk.com/en/fraud-crime-in-turkey/)

Legal Implications of Deepfake Technology Misuse in Digital Content on Social Media (Najib Gisymar – Universitas Widya Mataram Yogyakarta)